Sabun ve Tenin Dansı

Kapı kilitlenince evin içindeki o ağır, bekleyen sessizlik hemen her yeri sarmaya başlıyor. Annemle babam şehre dışına gittiler, biliyorum ki en az iki gün dönmezler. Mevlüde yenge, yani Mevlüde, mutfakta bulaşıkları yerleştiriyor. Sırtı bana dönük, ince beli o dar kot gömleğin altında belirginleşiyor. Otuz beş, kırk yaşları arasında olmalı ama vücudu hala sıkı, her hareketinde o kaslı ama zarif yapıyı belli ediyor. Ben ise mutfak kapısında, ona bakarak bekliyorum. İçimdeki o ateş, onunla evde yalnız kalacağımızı öğrendiğim andan beri yavaş yavaş yükseliyor.

Mutfak tezgahının üzerindeki bir tabağı alırken ellerini izliyorum. Parmakları uzun, güçlü. Bir dedektif olarak o keskin gözlerini her yere çevirdiğini biliyorum, ama şimdi sadece önündeki işe odaklanmış gibi görünüyor. İçeri adımımı atıyorum. Döşememin gıcırtısı o kadının kulağına gidiyor olmalı. Başını hafifçe çeviriyor, omuzları geriliyor ama hemen rahatlamaya çalışıyor. Yanına kadar yürüyorum, arkasına dikiliyorum. Taziyesi, o hafif parfüm kokusu burun doluyor.

“Suat,” diyor, sesi sakin ama altında bir gerginlik yatıyor. “Bulaşıkları ben hallederim, sen otur.”

Sesini duymak bile beni daha da azdırıyor. Arkasına yaslanıyorum, göğsümün sırtına değmesini sağlıyorum. O an titriyor, hissediyorum. Ellerim beline iniyor. Kot gömleğin kumaşı sert, altındaki ten ise sıcak. Avuçlarımı kalçalarına koyuyorum. Yumuşak ama tok bir doku. Mevlüde nefesini tutuyor, elleri tezgahın kenarına sıkıca yapışıyor.

“Yengem,” diyorum sesim titreyerek, kalçalarını sıktığımı hissediyor. “Seni düşünüyorum.”

Başını tamamen çeviriyor. O koyu renkli, nüfuz eden gözlerimin içine bakıyor. Dudakları hafifçe açık, bir şeyler söylemek istiyor ama ses çıkmıyor. Onun bu güçlü, gizemli havasının yerini bir anda çaresiz bir arzunun alması beni delirtiyor. Eğilip boynuna dokunuyorum, dudaklarım tenine değdiği anda o incecik titremeyi tekrar hissediyorum. Dilimi boyun damarından aşağıya doğru sürüyorum, tuzlu tadı damağımda patlıyor.

Eliyle beni itmeye çalışıyor ama gücü yok. “Suat, bu doğru değil,” diyor fısıldayarak, ama sesi inlemeyle karışık.

“Ne doğru yengem?” diye soruyorum, dişlerimi boynuna hafifçe gömerek. “Senin bu sert vücudunu istemem mi?”

Onu tezgahın üzerine doğru itiyorum. Arkasını soğuk mermer yapıştırıyor. Gömleğin düğmelerini açmaya başlıyorum. Bir tanesi yere düşüyor, sonra ikincisi. Göğsündeki kıllar, o kaslı manzarayı açığa çıkıyor. Ellerim göğsünde geziyor, meme uçlarını parmak uçlarımla sıkıyorum. Mevlüde başını geriye atıyor, boğazından bir inleme koparıyor. “Ah,” diyor. “Dur…”

Dur demiyor, istiyor. Bunu biliyorum çünkü kalçalarını bana doğru itiyor. Sikimin sertliği pantolonumdan belli oluyor, onun bacağına sürtünüyorum. Elini benim pantolumun üzerine koyuyor, sikimi avuçluyor. Sıcak eli o sert etrafında dolandığında gözlerim kısılıyor. Ne kadar istediğini şimdi anlıyorum. O soğukan dedektif maskesinin altında bir alev var.

Kneeler down in front of him? No, blueprint says “her yerini yalayıp”. So I continue exploring.

Dizlerim yere iniyor ama onu yere çekmiyorum, hala tezgaha yaslanmış durumda. Gömleğini tamamen çıkarıp atıyorum. Şimdi sadece beline kadar inen o dar kotla karşı karşıyayım. Kemerini çözüyorum, metal tokmağın sesi mutfakta yankılanıyor. Fermuarını indiriyorum, kotunu dizlerine kadar aşağı çekiyorum. İçindeki boxer kumaşı iyice gerilmiş, sikinin şeklini belli ediyor. Boxerı da aşağı çekiyorum.

O sik karşımada dimdik duruyor. Koyu renkli, damarlar belirgin, başı parlak ve ıslak. Elini tutup sikini okşuyorum. Mevlüde ellerini saçma doluyor, başını tezgaha yaslıyor. “Suat,” diye inliyor, sesi gittikçe bozuluyor. “Lütfen…”

Eğilip sikinin başına dilimi getiriyorum. Pre-cum sıvısının tadı alıyor, dilimle ucu daireler çiziyorum. Gövdesini kasıyor, kalçalarını hafifçe yukarı kaldırıyor. Ağzıma alıyorum, yavaşça içeri çekiyorum. Sıcak, sert bir et parçası ağzımın içinde büyüyor. Başı boğazıma dayandığında gözlerim yaşarıyor ama durmuyorum. Kafamı ileri geri hareket ettiriyorum, her girişinde sikinin tamamını yutmaya çalışıyorum.

Mevlüde saçlarımdan tutuyor, başımı kontrol etmeye çalışıyor ama ben hızı belirliyorum. Sikini emerken tükürük ağzımdan dışarı akıyor, chininden aşağıya damlıyor. Islak, gürültülü sesler mutfakta yankılanıyor. “Çok iyi,” diye fısıldıyor. “İyi yala… devam et.”

Onu bu hale getirmek beni daha da azdırıyor. Sikini ağzımdan çıkarıp nefesleniyorum, üzerine tükürük damlatıyorum. Sonra tekrar alıyorum, bu sefer daha hızlı, daha sert. Yutkunmam zorlaşıyor ama o sikin ağzımı doldurması harika bir his. Elini omzuma koyuyor, tırnaklarını derime geçiriyor.

Ağzımdan çıkarıp ona bakıyorum. Yüzü kızarmış, terli. Gözleri kamaşmış. “Sik beni yengem,” diyorum, ayağa kalkarak. “Biliyorsun sen bunu istiyorsun.”

Onu tezgahın üzerine tamamen yatırıyorum. Sırtı soğuk mermerde kalıyor. Kalçalarını avuçluyorum. Bu sefer nazik değilim. Avuçlarımı sertçe indiyorum, o tokat sesi mutfakta bir patlama gibi çınlıyor. Mevlüde çığlık atıyor, ama bu acıdan ziyade zevk dolu bir çığlık.

“Tokatla kalçamı,” diye bağırıyor. “Daha sert!”

İsteği üzerine diğer kalçasına da sertçe tokat indiriyorum. Eti titriyor, kıpkırmızı olmaya başlıyor. Tekrar, tekrar. Her tokatta o inleyiş sesi yükseliyor. Kalçalarını ovuşturuyorum, o kızarık teni hissediyorum. Parmağımı kıç deliğinin kenarına götürüyorum, ıslattığım parmağımı hafifçe içeri itiyorum. Mevlüde sırtını iki büklüm yapıyor, “Ah!” diye inliyor.

“İstiyorsun değil mi?” diye soruyorum, parmağımı içeri sokup çıkarırken. “Sert seven bir kadındın, hep böyleydin.”

Mevlüde başını sallıyor, saçları yüzüne yapışmış. “Evet,” diye hırlıyor. “Sik beni… şimdi.”

Pantolonumu indiriyorum, sikimi dışarı çıkarıyorum. Kalkık, sert ve hazır. Mevlüde’nin bacaklarını omuzuma alıyorum. Kalçalarını ellerimle kavrayıp kendime doğru çekiyorum. Sikinin başını kıçının arasına, o dar deliğin girişine yerleştiriyorum. Tükürükleyip hazırlamıştım ama yine de sıkı.

Yavaşça içeri girmeye başlıyorum. Mevlüde nefesini kesiyor, ellerini tezgahın kenarına sıkıca sarıyor. Başım içeri giriyor, o sıcak, dar tünel beni sarmaya başlıyor. Daha derine giriyorum, tüm gücümle ileriye doğru itiyorum. Sikim tamamen içine daldığında Mevlüde yüksek bir sesle inliyor.

“Ah! Evet!”

Harekete başlıyorum. Kalçalarını tokatlayarak ritmi tutturuyorum. Her girişimde kalçalarına çarpıyor, o şaklatma sesiyle mutfak dolduruyor. Mevlüde’nin sikim eliyle okşuyor, kendini tatmin etmeye çalışıyor ama hızı tutturamıyor. Ben her darbede onu tezgaha daha sıkı sıkıya bağlıyorum.

“Sert yengem,” diye kükrediğimi duyuyor. “Al bu siki!”

Kalçalarını kıpkırmızı edene kadar tokatlıyorum. Teni yanmış gibi parlıyor, dokunsam yanacakmış gibi hissediyorum. Ama durmuyorum. Aksine daha hızlanıyorum. Sikim gidip gelirken o sürtünme, o sıcaklık beni boşalmaya yaklaştırıyor. Mevlüde’nin nefesleri kesik kesik geliyor, tezgahın üzerindeki tabaklar gıcırtıyla hareket ediyor.

“Boşalacağım,” diye bağırıyor Mevlüde. Sikini sıktığını görüyorum, beyaz sıvılar fışkırıp göğsüne ve karnına akıyor. Bu manzarayı görünce benim dayanma gücüm de bitiyor.

Son bir kez sertçe içine giriyorum, kalçalarına yapışıp boşalıyorum. Sıcak cumumun onun içine dolduğunu hissediyorum. Titreyerek içinden çekiliyorum. Mevlüde hırpalanmış bir halde tezgahın üzerinde yatıyor, kalçaları kıpkırmızı, göğsü ve karnı kendi sıvılarıyla kaplı.

Eğilip yüzüne, o terli, tatlı yüzüne bakıyorum. Gözleri kapalı, hırıltılı bir nefes alıyor. Dudaklarına hafifçe öpücük konduruyorum. “İyi miydin?” diye soruyorum fısıltıyla.

Mevlüde gözlerini yavaşça açıyor, bana bakıyor. Yorgun ama tatmin olmuş bir gülümseme. “Seni manyak,” diyor, sesi kısılmış. “Her seferinde daha da kötüsün.”

Bu sözleri duymak bana yetiyor. Mutfakta hala o ağır seks kokusu yatışıyor, ama benim aklım zaten bir sonraki seferde. Onun bu sert seven, arzulu halini görmek için ne yapacağımı şimdiden planlıyorum.