Gölgelerdeki Sürtünme
stanbul’un o rutin, kirli ve yapışkan akşam trafiğindeyim ve günün sonuna gelmiş olmanın verdiği o bitkinlik tüm vücudumu sarmış durumda. Otobüsün içinde klima yıllar önce bozulmuş, her yerden insanların terinin, pasın ve o oğlum dedirten yağlı bir koku geliyor. Dar koridorda sıkışıp kalmışız, birbirimize değmeden duracak yer yok, nefes almak bile lüks. Ben kapıya yakın bir yerdeyim, tutunmak için dirseğimi verdiğim demire dayamışım, zihnim boş, sadece eve gitmek, duş almak ve uyumak istiyorum. Önümde kalabalık var, arkamda ise o. Mehmet. O an sadece sırtıma değen sert bir gövde, sonra kalçalarıma sürtünen bir bacak olarak hissediyorum onu. Otuzlu yaşlarımın ortasındayım, işten bitap, sinirlerim gerilmiş ama bu temas, o ilk sürtünme, tüm vücudumda uyanış tetikliyor gibi bir şey. O inatçı, sert sertlik, kot pantolonumun ince kumaşının altında bellibaşlı bir şekilde varlığını hissettiriyor.
Sürtünme kesinlikle şans eseri değil. Otobüs şoförü fren yaptığında herkes öne doğru savruluyor, ama adamın kasıklarındaki o sertlik kasıtlı olarak kalçama yapışıyor. Dar jeanlerimin altında o baskıyı net bir şekilde hissediyorum. İlk başta bir yanlış anlaşılma sanıyorum, belki otobüsün sarsıntısıdır, belki dengesizdir. Ama fren bittiğinde geri çekilmiyor. Tam tersine, daha da bastırıyor. Kendimi bilerek geriye doğru itiyorum, o sertliğe tam ortadan yaslanıyorum. O an ne yaptığımı tam olarak bilmiyorum, sadece içimdeki o vahşi dürtüye teslim oluyorum. Bu şehrin gürültüsünde, bu kalabalığın içinde ikimiz arasında gizli bir bağ kuruluyor.
Mehmet’in nefesi enseme çarpıyor. Tuzlu, hafif sigara kokulu, ağır bir nefes. Elleri henüz bende değil, sadece kasıklarındaki o şişkinlik, popomun yarısını kaplayacak şekilde yuvarlanıyor. Otobüs her sarsıldığında, o sert yarak kalçalarıma daha da gömülüyor. Ben de geriye doğru iterek, onu daha fazla tahrik ediyorum. Bu sessiz bir savaş. İkimiz de konuşmuyoruz, etrafımızdaki insanlar telefonlarına bakıyor, kimse bu perde arkasındaki kirli oyunu fark etmiyor. Sadece bedenlerimiz konuşuyor.
Bir sonraki durakta inenler oluyor, yer biraz açılıyor. Ama Mehmet hareket etmiyor. Ben de hareket etmiyorum. Aramızdaki o inatlı temas kopmak bilmiyor. Şimdi daha da baskın. Sikinin kafası, kot pantolonumun ince kumaşının üzerinden göt deliğimin tam hizasına gelmiş durumda. Otobüsün tekerlekleri bir çukura girince bütün ağırlığıyla üzerine biniyor. Gözlerim kısılıyor, inleyerek başımı hafifçe geriye atıyorum. Bu, sadece bir sürtünme değil, bu net bir sinyal. “Bunu istiyorum,” diyorum sessizce, bedenimle.
Ona zemin hazırlıyorum. Kıvırcık saçlarımı enseme atarak boynumu açıyorum. Geriye doğru abanışlarım artıyor. Her seferinde o kalın aleti daha sert bir şekilde hissediyorum. Kot pantolonumun kumaşı gıcırtıyla sürtünüyor popoma. İçimde ıslaklık başlıyor. Amcığım, bu halka açık ortamda, yabancı bir adamın yarağına karşı tahrik olmuş durumda. Sadece kalçalarımla oynuyorum onunla. Yavaşça yuvarlıyor, sonra sıkıca bastırıyor. O sert yarak, kotunun altında koca bir sopa gibi olmuş, beni deliye çeviriyor.
Mehmet’in eli korkuluk demirine uzanıyor, beni kapatıyor önüne. Artık tamamen onunla çevriliyim. Sıcaklığı sırtımdan yayılıyor. Gözlerim kayıyor, camdaki yansımadan onu görmeye çalışıyorum. Kırklarında, sakallı, sert bakışlı bir adam. Gözleri kapalı, zevk alıyor. Dudaklarını ısırıyor. Bu beni daha da azdırıyor. İnsanların içlerindeki hayvanı uyandırıyorum ve bu his inanılmaz güç veriyor bana. O sikin beni ne kadar istediğini hissedebiliyorum.
Beş durak böyle geçiyor. Her durakta biraz daha inatlaşıyoruz, biraz daha sertleşiyor o sik. Artık sadece sürtünme değil, neredeyse sikimi ona doğru sıkıştırıyorum, ama o kalçalarımla oynuyor. Otobüsün gürültüsü, kornalar, insanların konuşmaları bizi duyulmaz kılıyor. Bu an, dış dünyadan tamamen izole edilmiş kirli bir balon. Sadece nefes alışverişimiz ve kumaşların sürtünme sesi var. O sikin kafası artık göt deliğimi kazıyor gibi. Kot pantolonumun üzerine sıvımı hissediyorum, ıslaklık beliriyor.
Bir sonraki durakta kapılar açılıyor ve Mehmet’in hareketlendiğini hissediyorum. İndiğini düşünüyorum, bir an panikliyorum. Bu bitiyor mu? Oysa şimdi yeni başlıyordu. Elini kalçamdan çekip kenara kaydırıyor ve yanaşıyor. Kapıdan dışarı adım atıyor. Ben de hiç tereddüt etmeden, refleksle peşinden biniyorum. Otobüs kalkmadan aşağıya atlıyorum. Sokak loş, eski binaların gölgeleri üzerimize düşüyor. Hava serin ama tenim yanıyor.
Mehmet hızlı yürüyor, ama biliyorum ki beni bekliyor. Sırtım dönükken arkasına bakmadan yürüyorum, topuklarım kaldırım taşlarına vura vura ritmik bir ses çıkarıyor. Ona hedef oluyorum. Eteğimin uçuşması, kalçalarımın hareketi… Her adımda onun peşinden geldiğini biliyorum. İki sokak ileride, eski, bakımsız bir apartmanın girişine dönüyor. Ben de durmadan içeri giriyorum. Kapıdan girer girmez merdiven boşluğunun loş ışığına hapsoluyoruz. Burası harap, ama bu an için mükemmel bir sahne.
Binanın inside ter ve küf kokusu var. Merdivenler dar, duvarlar solmuş boyalarla kaplı. Mehmet ikinci katta duruyor, arkasına dönüyor. Yüzündeki ifade artık kontrolsüz. Onda da o vahşi arzu var. Ben merdivenlerden yukarı çıkarken gözleri bende, göğüslerimde, bacaklarımda. Üst basamağa çıktığımda aramızdaki mesafe kapanıyor. Kimse konuşmuyor. Sadece nefeslerimiz ve kalp atışlarımız duyuluyor. Elektrikler kesik gibi, sadece loş bir ışık var.
Mehmet beni yakalıyorum ama nazikçe değil. Acıtan bir tutkuyla. Beni duvara itiyor. Sırtım soğuk, pütürlü duvara çarpıyor. Şaşırmıyorum, bekliyordum bu anı. Gözlerim ona kilitleniyor. Elleri belime iniyor, sıkıca kavrayıp kendine çekiyor. Dudaklarımız birleşiyor. Bu bir öpücek değil, bu bir kavga. Dişlerimiz çarpışıyor, dillerimiz birbirini boğazına kadar itiyor. Tadı tuzlu ve erkeksi. Elleri vahşice eteğimin altına giriyor. Külotlu çorabımı yırtmak istiyor gibi sıkıyor popomu. Acı ve zevk birbirine karışıyor.
Ben de elimi onun pantolonunun önüne atıyorum. O sertlik, şimdi avuçlarımın altında canlı bir organizma gibi kalıyor. Fermuarı indirmeden üzerinden okşuyorum, sıkıyorum. O inliyor, sesi boşlukta yankılanıyor. “Şu kalın yarağı hissetmek istiyorum,” diye düşünüyorum. O da anlıyor ne istediğimi. Fermuarı indirmeden önce pantolonunu belinden aşağı çekiyor. Boxerının üzerinden o devasa yarağı dışarı çıkarıyor. Karanlıkta bile boyutu korkutucu. Kalın, damarlı ve taş gibi sert. Beni izliyor, ne yapacağımı bekliyor.
Kendimi ona teslim ediyorum. Eteğimi belimden yukarı sıyırdım. Külotlu çorabımın yırtılmış yerlerinden derimi hissediyor. O, beni duvara yaslayıp bacaklarımı beline dolamamı istiyor. Zıplıyorum, bacaklarım beline dolanıyor, sırtımı duvara veriyorum. Destek için sadece ellerini kalçalarımda ve duvara yaslamış olması yetiyor. Sikinin başı, ıslak amcığıma sürtünmeye başlıyor. Hazırım, zaten sırılsıklam olmuşum. O başlangıç, o girişin hazırlığı, her şeyden daha heyecan verici.
Yavaşça içeri giriyor. İlk başta sadece kafası, sonra gövdesi yavaşça içime doluyor. Ben inliyorum, tırnaklarımı boynuna geçiriyorum. Acı var, ama o acıya doyum olmayan bir zevk eşlik ediyor. Tamamen içine giriyor. Dolduruyor beni. Otokton bir doluluk hissi. Biran için nefesim kesiliyor. Otobüsteki o hafif sürtünmenin yerini şimdi bu vahşi, dolaysız giriş alıyor. Mehmet durmuyor. Hemen ritmini belirliyor. Sert ve derke vuruşlar. Her vuruşta sırtım duvara çarpıyor, inlemelerim artıyor.
Merdiven boşluğunun loş ışığı altında, gölgelerimiz dans ediyor. Dışarıdaki trafiğin sesi buraya kadar ulaşmıyor, sadece nefeslerimiz, tenimizin çarpışma sesi ve o ıslak, gıcırtılı sesler var. “Evet, böyle,” diye inliyorum. “Daha sert, lanet olsun.” O emri yerine getiriyor. Kalçalarımı avuçlayıp kendine çekiyor, her thrustta daha derine iniyor. Amcığım onu içine çekmek için kasılıyor. O da buna cevap veriyor, daha hızlanıyor. Bu sadece seks değil, bu bir güç savaşı ve ikimiz de kazanmak istiyoruz.
Elleri göğüslerime gidiyor. Bluzumun düğmelerini koparırcasına açıyor. Sütyenimi yana sıyırdı. Memelerim ortaya çıkıyor, soğuk havada sertleşmiş. O, ağzını birine götürüyor, ısırıyor, emiyor. Diğerini eliyle sıkıyor, acıtıyor. Bu acı zevki artırıyor. Başımı geriye atıyorum, saçlarım duvara sürünüyor. “Sik beni,” diye diye yalvarıyorum.
“Fuck,” diye kükredi o. “Sımsıkı sıcak bir amcığın var. Piç kurusu gibi sikiyorsun beni.” Ben cevap veremiyorum, sadece inliyorum. O kelime, o küfür, bu anın en uygun müziği. Ona kendimi tamamen veriyorum. Kalçalarımı ona doğru itiyorum, her vuruşta içime dolmasını sağlıyorum. Bu ilişki bir kerelik, bir geceye mahsus bir şey biliyoruz ve bu yüzden hiçbir sınır koymuyoruz kendimize. O sik, beni parçalayacak gibi girip çıkıyor.
Mehmet beni duvardan ayırıp dönüyor. Beni merdivenin basamağına doğru itiyor. Önünde eğiliyorum, ellerim merdivenin demir korkuluklarına yapışıyor. O arkama geçiyor. Bu pozisyon daha da derin girmesine izin verecek. Sikini yine ıslak deliğime sürtüyor, sonra tek bir hamleyle içine daldırıyor. Bu sefer daha sert. Beni merdivenlere doğru itiyor, ben de kendime destek olmaya çalışıyorum. Vücudum titriyor. Orgazm yaklaşıyor. Karın kaslarım kasılıyor, nefesim düzensizleşiyor.
O, bunu fark ediyor ve hızlanıyor. “Boşal,” diye emrediyor. “Bekliyorum, orospu.” O emir, üzerimdeki bir tetik. Titreyerek, inleyerek boşalıyorum. Amcığım kasılıyor, onu içime hapsediyor. O da bu kasılmaları hissediyor ve dayanamıyor. Birkaç sert vuruş daha sonra, kükreyerek içime boşalmaya başlıyor. Sıcak sıvılar içimi dolduruyor. Bu his inanılmaz, doyurucu. Her damlasını içimde hissediyorum.
Nefes nefeseyiz. Mehmet belini çekip yanaşıyor, sikini dışarı çıkarıyor. Sperması bacaklarımdan aşağı akıyor. Ben merdivenlere çöküyorum, göğsümü nefes nefese kaldırıyorum. O da yanıma çöküyor, duvara yaslanıyor. Bir süre sessizce kalıyoruz, sadece nefes alıp veriyoruz. Ortalıkta sperm ve am suyu kokusu var. Bu en güzel koku.
Sonra Mehmet ayağa kalkıyor. Pantolonunu düzeltiyor. Bana bakıyor, gözlerinde hala o vahşi ışık yanıyor ama bir yandan da bir bitkinlik var. “Mehmet,” diyor kısaca. Adını söylüyor, sanki bir imza gibi. Ben de ayağa kalkıyorum, eteğimi düzeltiyorum. Bluzumun düğmeleri kopmuş, yırtılmış durumdada ama umurumda değil. “Biliyorum,” diyorum. Adını daha önce öğrenmiştim, otobüsteki o bakışlardan, o sürtünmelerden.
O gülüyor, kahkaha atıyor ama bu kahkaha karanlık ve gizemli. “Efsaneydi,” diyor. “Bu bir kerelikti ama unutulmaz.” Ben de gülüyorum. “Evet,” diyorum. “Efsaneydi.” Mehmet merdivenlerden aşağı iniyor. Ben onu izliyorum. Kapıdan çıkıp sokağa karışıyor. Ben de arkasından bakıyorum ama peşinden gitmiyorum. Bu gece burada bitiyor. Merdiven boşluğunda kalan o ıslaklık, o sperm izi ve o unutulmaz an, sadece bize ait bir efsane olarak kalacak.
Kendimi toparlayıp binadan çıkıyorum. Sokaklar yine loş, trafiğin gürültüsü yine aynı. Ama her şey farklı. Vücudumda hala o tatlı acı, o doluluk hissi var. Otobüse binip eve dönmek istemiyorum. Bu gece, bu an, beni değiştirdi. Bir kerelik bir ilişkiydi, ama efsaneydi. Ve ben, o efsanenin bir parçası olmaktan gurur duyuyorum.