Nişanlımı ve kardeşini aynı yatakta
utfak tezgahının soğuk mermer yüzeyi ellerimin altında kayganlaşıyor. Camdaki yansımama bakıyorum; düzensiz sakallar, hırçın bakışlar, 25 yaşında bir adamın o gürültülü iştahı. Akşamüstü güneşi perdelerden süzülüp okey oynadığımız masanın üstüne düşüyor. Karşımda Seda var, nişanlım. O eli kağıtları karıştırırken parmak uçlarındaki ojeler parlıyor. Yanında, hemen onun sağında Sude oturuyor. Seda’nın kız kardeşi. Süt gibi beyaz teni, daha yeni filizlenmiş gibi duran o bedeni, henüz dünyanın kirine bulaşmamış o bakışları. yollu.net
Seda bir taşı masaya vuruyor, gülümsüyor. Benim için o, bu oyunun ilk ödülüydü. Onu nasıl avladığımı, o ilk gecemizi hala hatırlıyorum; nasıl inlediğini, nasıl çaresizce kalçalarını kasıp sıkıca tuttuğumu. Ama şimdi gözlerim Seda’dan kayıp Sude’nin üzerine kayıyor. Sude, elindeki taşı düşürmüş gibi yapıyor, bakışlarını yere çeviriyor. Ürkek. Titrek. O korku, o masumiyet benim kanımı pompalıyor. İçimdeki canavar uyanıyor, dişlerini gıcırdatıyor.yollu.net
Seda, “Sıra sende Sedat,” diyor. Sesi kalın, o tanıdık ton. Ama ben okey oynamayı düşünmüyorum bile. Masanın altında ayağımı uzatıyorum, yavaşça Seda’nın bacağına değdiriyorum. O şaşırıp bakışını yukarı kaldırıyor ama anlamıyor. Benim ayağım Seda’nın baldırından kayıp Sude’nin dizine sürtünüyordu. Sude irkiliyor, taştan düşürüyor. Seda gülüyor, “Ne oldu sana be kardeşim, korkak mı oldun?”yollu.net
Sude kızarıyor, boğazını temizliyor. “Yok, elim kaydı.”yollu.net
Ayağımı daha ileri itiyorum, Sude’nin etek ucuna değiyorum. O dar jean şortu var üzerinde, bacakları pırıl pırıl. Sude’nin nefesi kesiliyor, göğsü hızla alıp veriyor. Seda masaya eğiliyor, taşları diziyor, oysa ben masanın altında bir başkaldırı hazırlığı içindeyim. İki kardeş, aynı kan, aynı beden yapısı ama biri zaten benim olmuş, diğeri ise henüz taze, koparılmış bir meyve gibi duruyor.yollu.net
Hatırlıyorum o ilk geceyi. Seda ile ilk baş başa kaldığımız an. O gece Seda, o kocaman yatağın ortasında titreyen bir kuğu gibi görünüyordu. Ona nasıl yaklaşmıştım? Yavaşça, avcı gibi. Ellerim boynundan aşağıya inmişti, teninin sıcaklığı parmaklarıma dolanmıştı. O gece Seda sadece bir kadındı, bir bedendi. Ama Sude… Sude başka bir hikaye. Sude’yi kandırmak o kadar kolay olmuştu ki neredeyse utanmıştım. O saf bakışlar, bana duyduğu o hayranlık, hepsini kullandım.yollu.net
Sude’nin bacağına sürtünmeye devam ediyorum. Seda, okey oyununa o kadar odaklanmış ki, yanındaki kız kardeşinin erkek arkadaşı tarafından masanın altında taciz edildiğinden habersiz. Bu iktidarsızlık, bu gizlilik beni daha da azdırıyor. Sude’nin bacağı kasılıyor, beni itmek mi istiyor, yoksa daha mı çok istiyor? Emin değilim, ama bu belirsizlik en büyük afrodizyakım.yollu.net
Seda bir taşı daha atıyor, “Bak işte, çift!” diye bağırıyor. Mutluluğu yüzüne yansıyor. Ben Sude’ye bakıyorum. O kafasını kaldırıyor, gözlerinin içine işliyorum. O an anlıyor ki bu bir oyun değil. Benim bakışlarım Seda’nın zaferine değil, onun mahremiyetine, onun iffetine yılmak istiyor.
Mutfaktan buzlu içkiler getiriyorum. Ağzım kuruyor, boğazım yanıyor. Herkese bir kadeh uzatıyorum. Sude, camı iki eliyle sıkıca tutuyor, parmakları beyazlıyor. “İç kızım,” diyorum, sesim kalın, gürültülü. Sude yutkunuyor, yudum alıyor. Alkol, onun zayıf iradesini daha da gevşetmeye yardımcı olacak.
Seda, “Bugün çok sıcak değil mi?” diye soruyor, elini fanına götürüyor. “Klimayı açayım.”
Eğilirken Seda’nın kalçaları dar kotunda belirginleşiyor. Ben Seda’ya bakıyorum ama aklım Sude’de. İkisine de sahip olmak. O aynı kanı taşıyan iki bedeni, aynı anda, aynı odada, aynı yatakta hissetmek. Düşünce bile beynimi yırtarcasına bir zevk veriyor. Sikim pantolonumun içinde canavar gibi uyanıyor, sertleşiyor, acı veriyor.
Sude, “Ben lavaboya gideyim,” diyor, kalkarken sandalyeyi gürültüyle itiyor. Sanki kaçıyor. Seda, “Temizlik takıntısı,” diye mırıldanıyor, gülüyor. Ben kaşıyorum, “Bırak kızım.”
Sude lavaboya gittiğinde ayağa kalkıyorum. Seda’nın arkasına geçiyorum, ellerimi beline doluyorum. O sertleşen yarağımı kalçalarında hissediyor. “Hey, dikkat,” diyor, ama sesinde bir istek var. “Kardeşim içeride.”
“İçeride duş alıyor,” diyorum, Seda’nın boynuna öpücükler konduruyorum. Teni tuzlu ve kokulu. “Bize vakit var.”
Ellerim Seda’nın göğüslerine kayıyor, o dar tişörtün üzerinden uçları avuçluyorum. Seda inliyor, başını geriye atıyor. “Sedat, dur şimdi,” diyor ama vücudu yalan söylüyor. Bana yaslanıyor, kalçalarını bana doğru itiyor. Ben Seda’ya arkadan sarılırken aklım Sude’de. O lavaboda, belki soyunuyordur, belki o taze tenini suyun altında yıkıyordur.
Seda döner, dudaklarımı bulur. Öpüştüğümüzde dilinin sertliğini, tutkusunu hissediyorum. Seda artık tam bir kadın, benim açgözlülüğüyle şekillenmiş bir kadın. Ama Sude… Sude hala bir tablet, üzerine yazılacak boş bir sayfa. Ve ben o kalemi tutuyorum.
Lavabodan su sesi gelmiyor. Sude çıkmıyor. Seda’yı bırakıyorum, “Ben bakayım,” diyorum. Suda bir şey mi oldu? Yoksa benim ona verdiğim o baskıyı sindiriyor mu?
Koridorda yürürken ayak seslerim yankılanıyor. Lavabonun kapısı hafifçe aralık. İçeri süzülüyorum. Sude aynanın karşısında duruyor. Elinin içine su döküyor, yüzünü yıkıyor. Camın yansımasında onu izliyorum. Omuzları çökük, yorgun, üzgün. Ben içeri giriyorum, kapıyı kilitliyorum. O tıkırtıyı duyduğunda Sude donup kalıyor, aynadaki gözlerimin içine bakıyor.
“Sesin çıkmayacak,” diyorum, sesim fısıltı ama emir dolu. Sede’ninki gibi değil, daha acımasız.
Sude dönüyor, ellerini önünde kavuşturuyor. “Abi, lütfen… Seda dışarda.”
“Seda oynuyor,” diyorum, ona doğru yaklaşıyorum. Sude geriye doğru sürünüyor, sırtı duvara yaslanıyor. Dar bir alan. Nefesimiz birbirine karışıyor. “Seni ne kadar istediğimi biliyorsun Sude.”
Sude başını iki yana sallıyor, gözlerinde korku. “Yapamam, bu yanlış. O kız kardeşim.”
“O benim nişanlım,” diyorum, elimi duvara, kafasının yanına vuruyorum. Onu sıkıştırıyorum. “Ve sen de benim olacaksın. Tıpkı o gibi.”
Sude’nin dudakları titriyor. Hatırlıyorum ilk kez ona dokunduğum anı. O gün Seda çarşıya gitmişti, biz evdeydik. Sude mutfakta bulaşık yıkıyordu. Arkadan yaklaşmıştım, ona o kadar yakın olmuştum ki saçlarının kokusu burnumu doldurmuştu. Ellerimi beline atmıştım, o irkilmişti. “Ne yapıyorsun?” diye sormuştu. “Sana yardım ediyorum,” demiştim. O gün sadece dokunmakla kalmamıştım, onun o masum zihnini kirletmiştim. Ona erkeklerin nasıl düşündüğünü, ne istediğini öğretmiştim. Ve o, korkuyla karışık bir merakla kabul etmişti.
Şimdi, yine buradayız. Ama bu sece sınır yok. Elim Sude’nin yüzüne gidiyor, parmaklarım yumuşak yanaklarını okşuyor. Teni porselen gibi soğuk ama altında kan damarı gibi atan bir hayat var. Sude gözlerini kapatıyor, sanki bu rüyadan uyanmasını bekliyor ama ben uyanmasına izin vermeyeceğim.
“İnan bana Sude,” diye fısıldıyorum dudağına. “Seda daha önce bunları yaşadı. Şimdi senin sıran.”
Dudaklarımı Sude’nin dudaklarına koyuyorum. Önce hafifçe, tüy gibi. Sude sertleşiyor, ellerimi omuzlarıma koyup itmeye çalışıyor ama gücü yok. Ben baskımı artırıyorum, dudaklarını açmasını sağlıyorum. Dilimi ağzının içine sokuyorum. Sude’nin tadı, Seda’nınkinden farklı. Daha tatlı, daha taze, daha yasak. Dilimle onun dilini avluyorum, emiyorum. Sude’nin elleri gevşiyor, gömleğimin yakasını sıkıyor.
Ellerim Sude’nin belinden iniyor, o dar jean şortunun fermuarına gidiyor. Metal dişleri açarken çıkardığı ses sessiz odada gürültü gibi. Sude inliyor, “Hayır, Sedat, Seda duyacak.”
“Seda duymak istemez,” diyorum, elimi içeri sokuyorum. Külotunun ıslaklığını hissediyorum. O korkuyor ama bedeni yalan söylüyor. Bedeni beni istiyor. Parmağım dudakları arasında kayıyor, o sıcaklık, o nem parmaklarımı yakıyor. Sude titriyor, başını duvara vuruyor. “Ah…”
“Bak işte,” diyorum kulağına, parmağımı içine itip çekerek. “Sen de zaten bunu istiyordun. Kandırılmadın Sude, sadece kendi arzuna teslim oldun.”
Sude’nin gözleri açılıyor, bulanık, bakışlarımı arıyor. İçindeki o fahişe uyanıyor. O ürkek tavşan gitmiş, yerine açgözlü bir dişi gelmiş. O ilk gece, onu nasıl yıldımı hatırlıyorum. O odanın köşesinde, titreyerek pantolonunu indirmiştim. O bakireydik, o kadar sıkı, o kadar daralmıştı ki sikim girmekte zorlanmıştı. Kanamıştı, ağlamıştı ama sonra… sonra inlemeye başlamıştı. O gece onu bir hamle değiştirmiştim. Artık o sadece Seda’nın kız kardeşi değildi, o benim fahişemdi.
Şimdi, onun o ıslak amını parmaklarken, dışarıda Seda’nın olduğunu bilmek beni delirtiyor. İkisini de aynı anda düşünmek. Seda’nın tecrübeli dudakları ve Sude’nin o taze, sıkı amı. Cennet ve cehennem aynı anda.
Sude’nin boynunu emiyorum, teninde morluklar bırakıyorum. O, ellerimi saçlarıma doluyor, beni kendine çekiyor. Artık itmiyor. Bana tutunuyor. Sikim pantolonumda patlamak üzere. Onu hemen burada, duvara karşı sikmek istiyorum. Ama hayır, acele etmemeliyim. Büyük plan, ana hedef: İkisini aynı anda yatağa atmak.
Sude’nin kulağına fısıldıyorum: “Dışarı çık, Seda’ya hiçbir şey söyleme. Sadece gülümse ve otur.”
Sude gözlerini açıyor, nefes nefese. Yüzünde bir uyumsuzluk var; utanç ve arzu karışık. Pantolonunu düzeltiyor, saçlarını topluyor. Ben kapıyı açıyorum, o önce beni bakıyor sonra yere. Gülümsüyor. O gülümseme, Seda’nınkinden çok daha farklı. Gizli bir anlaşmanın gülümsemesi.
Salona dönüyoruz. Seda, “Neredeydin? Kötü mü oldun?” diye soruyor.
Sude, “Yok, sadece yüzümü yıkadım,” diyor, sesi sakin ama yüzü hala kızarık. Oturuyor, masadaki yerine. Ben de Seda’nın yanına oturuyorum. Elim Seda’nın bacağına gidiyor, yüksekten, uyluğunu sıktım. Seda bana bakıyor, gözlerinde şüphe yok, sadece arzu var. Oysa diğer tarafta Sude, bakışlarını kağıtlara dikmiş, ellerini masanın altında birleştirmiş durumda. Onun bacaklarını hala hissedebiliyorum parmaklarımda. O daraltma, o sıcaklık.
Oyun devam ediyor ama asıl oyun şimdi başlıyor. İki kadın, biri benim, diğeri olmak isteyen. Birinin bedeni benimle tanışık, diğeri henüz keşfedilmemiş bir coğrafya. Ve ben, bu haritayı çizen kartograf.
Seda bir taş daha atıyor, “Bak, gene ben!”
Salkım saçlarını geri atıyor. Boynu açık, damarları attığı görünüyor. Oraya ısırıp emmek için kendimi zor tutuyorum. Sonra Sude’ye bakıyorum. O da bana bakıyor. Gözlerimiz birleşiyor. O an, o sessiz anlaşma, o üçüncü kişiyi de bu ilişkiye dahil ediyor. Seda habersiz, Sude korkuyla bekliyor, ben ise sabırsızlıkla plan kuruyorum.
Akşam oluyor, güneş batıyor. Oda loşlaşıyor. Seda, “Yemek yeme vakti,” diyor, kalkıyor. Sude de kalkıyor. Ben ise oturuyorum, onların kalçalarını izliyorum. Seda’nın kalçaları dolgun, yuvarlak. Sude’ninkiler ise daha küçük, daha sert, daha sıkı. İkisi de mükemmel. İkisi de benim olacak.
Mutfakta yemeği hazırlarken Seda tezgaha eğiliyor. Ben arkadan sarılıyorum, elimi gömleğinin altından sokup göğsünü avucluyorum. Seda kıkırdıyor, “Yemeği yakarsın.”
“Yeterince sıcakız,” diyorum, boynunu yalıyorum. Sude’nin mutfak girişinde durup bizi izlediğini hissediyorum. Arkama yaslanıyorum, Sude’ye bakıyorum. O, elindeki tava ile donup kalmış. Bakışlarını Seda’nın ellerime, sonra bana çeviriyor. Yüzünde o ifade yine: Karışık, korkmuş ama azgın.
“Sude, yardım et,” diye bağırıyor Seda. Sude irkiliyor, “Geliyorum,” diyor. Bana doğru geçerken elimi fırlatıyorum, kalçasına tokatlıyorum. Sude şaşırıp yüreğine gidiyor, ama bağışmıyor. Sadece hızla Seda’nın yanına gidip sebze doğramaya başlıyor.
Yemek yerken sessizlik hakim. Seda konuşmaya çalışıyor ama benim aklım başkada. Masanın altında ayağımı uzatıyorum, bu sefer Seda’nın bacağına. O gülüyor, bacaklarını açıyor. Ayağım yukarı tırmanıyor, külotunun lastiğine kadar gidiyor. Seda’nın amı zaten ıslak. O da arzuluyor. Ama diğer yandan Sude var. O, başını önüne eğmiş, yemeğini yiyor. Ayağımı Seda’dan çekip Sude’ye doğru kaydırıyorum. Sude’nin bacağına tekrar değiyorum. O, çatalını düşürüyor.
“Sude, merak etme,” diyorum, sesim sadece onun duyabileceği kadar ama Seda da duyuyor. Seda gülüyor, “Ne dedin?”
“Söylediğimi,” diyorum, masadaki soğuk ete odaklanıyorum. “Söylediğimi.”
Sude’nin yüzü kızarıyor, o belli. O masumiyet yerini yavaş yavaş o çirkin arzuya bırakıyor. Benim ona ilk dokunduğumda, onu ilk sıktığımda hissettiğim o korku şimdi bir tutkuya dönüşüyor. Sude, o gece odama girdiğinde, titreyerek soyunmuştu. Gözlerini kapatmış, sadece hissetmeye çalışmıştı. Ben onu nasıl becermiştim? Yavaşça, acımasızca. Onu o masumiyetinden koparmıştım. Ve o, içinden o fahişeyi çıkarmıştı.
Şimdi, yemekten sonra herkes salona toplandığında planı devreye sokacağım. Televizyonu açıyorum, bir film koyuyorum. Loş ışık, rahat koltuklar. Seda koltuğa uzanıyor, başını dizime koyuyor. Sude ise karşıdaki tekli koltukta oturuyor, bacaklarını göğsüne çekmiş, kollarını dizlerine sarınmış. Korumaya geçmiş gibi.
Film başlıyor, romantik, saçma bir şey. Seda’nın parmakları benim elimde geziniyor. Ben Seda’nın saçlarını okşuyorum ama gözlerim Sude’de. Sude, ekrana bakıyor ama zihni buralarda değil. Biliyorum, o da düşünüyorum. O geceyi, acıyı, zevki, ihaneti… ve o tekrar yaşamak istiyor.
Seda, “Sude, buraya gel,” diyor, yanağına vurarak. “Burada daha rahat oturursun.”
Sude başını sallıyor, kalkıyor. Seda’nın yanına, yatağın ucuna oturuyor. Şimdi üçümüz de aynı yatakta, aynı kumaşın üstünde. Seda, bacaklarını bana doğru uzatıyor. Sude ise kıvrılmış duruyor.
Elimi Seda’nın bacağından yukarı sürüyorum. Seda iç çekiyor. Sude’ye dönüyorum. “Sude, sen de rahatla. Kimse görmüyor.”
Sude bakışlarını kaçırıyor ama Seda, “Evet Sedat doğru söylüyor, rahatla,” diyor, gülüyor. Sude yavaşça bacaklarını açıyor, ama yine de gergin. Ben bu tensiz havayı soluyorum. İki kardeş, yan yana, ikisi de benim.
Seda’nın boynuna eğiliyorum, öpüyorum. Seda dönüyor, dudaklarımı buluyor. Öpüşürken elimi Seda’nın göğsüne götürüp sıkıyorum. Sonra elimi yavaşça Sude’ye doğru uzatıyorum. Sude, elimi hissediyor ama kaçmıyor. Seda’nın dudaklarıyla meşgulken, parmaklarım Sude’nin bacağına dokunuyor. Sude titriyor ama bacaklarını daha fazla açıyor.
Bu, sinyal. Bu, o kapının eşiği.
Seda’yı bırakıyorum, nefes nefese. “Seda,” diyorum, sesim kalın. “Biliyor musun, Sude de çok güzel bir kız.”
Seda gülüyor, “Tabii, benim kardeşim.”
“Evet,” diyorum, Sude’ye bakarak. “Çok güzel. Tıpkı sen gibi.”
Sude donuyor. Seda ise benim anlamadığımı sanıyor, sadece gülüyor. “Sikiksin,” diyor, omzuma vuruyor.
Ben Sude’ye doğru eğiliyorum. “Sude, Seda’nın sırrını biliyor musun?”
Sude gözlerini açıyor, “Ne sırrı?”
“Seda’nın ne kadar iyi inlediğini biliyor musun?” diyorum, Seda’nın kalçasına sıkıca bastırıyorum. Seda şaşırıyor, “Sedat!”
Ama durmuyorum. “Sena inlemeyi seviyor, değil mi Seda?”
Seda yüzünü kızartıyor, ama gülüyor. “Belki.”
Sude’ye bakıyorum. O şimdi tamamen uyanık. O masumiyet perdesi kalkıyor. Ben, onun o gece benimle yaşadıklarını hatırlatıyorum. Onu nasıl inleterek boşalttığımı, o taze amının nasıl kasıldığını. Sude’nin nefesi hızlanıyor.
“Sende de aynı şeyi görmek istiyorum Sude,” diyorum, fısıltıyla ama herkes duyuyor. “Seda gibi inlemeni istiyorum. Onunla birlikte…”
Seda şaşkınlıkla bakıyor. “Ne? Birlikte mi?”
Evet, kartlar açık. Seda şok olmuş ama yüzünde bir merak belirmeye başlıyor. Belki o da bunu istiyordu. Belki o da bu yasak, bu çirkin düşüncenin peşindeydi ama söylemeye korkuyordu. Sude ise donmuş, korkmuş ama bacakları titriyor, o ıslaklık tekrar başlıyor.
Evet, kardeşim. Oyun sadece başladı. İkisini de aynı anda yatağa atacağım. İkisini de aynı zamanda sikmek, ikisinin de inlemelerini duymak, o iki bedenin aynı anda titreyişini hissetmek… Bu benim son hedefim. Ve hiçbir şey beni durduramaz.
Seda’ya dönüyorum, dudaklarını öpüyorum. Sude’nin ise elini tutup Seda’nın elinin üzerine koyuyorum. İki el, birbirinin üzerinde. Seda ürperiyor, Sude ise nefesini tutuyor.
“Rahatlayın kızlar,” diyorum, ayağa kalkıp önlerine geçiyorum. “Bu gece uzun olacak.”
Pantolumun düğmesini çözerken çıkardığım sesin odada yankılanmasıyla, Seda’nın ve Sude’nin gözleri aynı anda sikime kayıyor. Canavar uyandı. Zaman, onlar için durma noktasına geldi.