Türbanlı dul bir fahişeyim

utfak tezgahının soğuk mermer yüzeyi ellerimin altında gıcırtı yaparken, cam bardaktaki çayın buharı yüzümü okşuyor. Evin içinde o tanıdık, boşluk dolu sessizlik var. Yollu.net Kocam öldüğünden beri bu ev sadece dört duvardan ibaret, içerideki o vahşi, doyumsuz ateşi söndürecek hiç kimse yok. Başımı örttüğüm bu ince ipek türban, mahalleli kadınların üzerinde bir tesettür sembolüyken, benim için bir kafestir. İçimdeki o canavar, her gece yatağımda kıvranırken, bu örtünün altında hırıltılar yükseltir. Yirmi sekiz yaşındayım, cildim hâlâ pürüzsüz, bedenim her köşesiyle arzularla dolu ama erkeksiz kalmak, bir çölün ortasında susuz kalmak gibi bir şey. Her sabah camdan dışarı baktığımda, sokaktaki geçen erkeklerin üzerinde gözlerim kilitlenir. Onların bacaklarındaki kasların kıpırdanışını, omuzlarındaki gücü hayal ederim. Mahalledeki bakkal, çöpçü, postacı… Neredeyse hepsiyle oynamışımdır, gözlerimin içine bakarak onları tahrik etmeye çalışmışımdır. Onların bakışlarında o utangaç arzuyu yakalamak için elimden geleni yaparım. Eteğimi biraz daha yukarı çekerim, bluzumun düğmelerini gevşetirim, onların hayallerini sikmek için kullanırım. Ama bugün farklı bir şey var. Kapı zili çaldığında, kalbim göğüs kafesimi dövmeye başlıyor. Bu zilin sesi, bir avın yaklaştığını haber veriyor.Yollu.net

Kapıyı açtığımda, karşımıza dikilen adam Selim. Elektrikçi aradığımda aklımda böyle bir adam yoktu. Yollu.netOtuzlu yaşların ortasında, evli, ama üzerindeki o erkekliği gizlemeye çalışan seksi bir adam. Koyu mavi tulumu vücudunu sarmış, göğsündeki kasları kumaşın altında belirginleşiyor. Elindeki ağır alet çantası omzuna baskı yapıyor. Yüzünde hafif bir ter var, alnındaki damlalar güneşin altında parlıyor. İçeri girerken geçtiği dar koridorda omuzlarımız birbirine değiyor. O temas, bedenimde bir elektrik şoku gibi yayılıyor. Kalçalarımın ona sürtünmesi için bilerek yolumu daraltıyorum. O da farkında, adımlarını yavaşlatıyor. Kapıyı kapatırken, arkasından bakıyorum. Tulumunun arkasındaki kumaşın kalçalarına yapıştığını görüyorum. Adımlarının ağırlığı, yerdeki halının üzerinde bile hissediliyor. Bu adam, sadece bir tamirci değil, bir yaratık. İçimdeki o açlık, midemde ağrılar yaratarak uyanıyor. Amım, o andan itibaren ıslaklanmaya başlıyor, iç çamaşırimı ıslatıyor. Onun bu evin içinde, bu mutfakta ne yapabileceğini düşünüyorum.Yollu.net

“Selim,” diye mırıldanıyorum kendime, adımı dudaklarımdan geçirirken. Tadı damağımda kalıyor. Mutfağa doğru ilerliyor, her adımında tulumunun sürtünme sesini duyuyorum. O ses, beni daha da azdırıyor. Mutfakta sigortanın olduğu yeri gösteriyorum ama aklım başka yerde. Onun, evli bir adam olduğunu biliyorum, belki bir yerlerde karısı onun yemeğini hazırlıyordur ama bu an, sadece bizim ikimiz arasında var. Selim, alet çantasını yere indirirken eğiliyor, tulumunun paçası yukarı kalkıyor ve bileğindeki ince kılları görüyorum. O hareket, bacaklarımın arasındaki o sıcaklığı artırıyor. İçimdeki fahişe, o ince ipek türbanın altında kıpırdanmaya başlıyor. Onu baştan çıkarmak, benim için çocuk oyuncağı gibi duruyor. Sadece doğru bakışları atmak, doğru hareketleri yapmak yeterli olacak. Onun o tulumunu nasıl çıkaracağımı, altındaki o yarakı nasıl dışarı çıkaracağımı düşünüyorum.Yollu.net

Selim, sigorta kutusunun önünde eğilmiş, elinde tornavidayla oynuyor. Kasları çalışıyor, ter damlaları boynundan aşağı akıyor. Ben tezgahın diğer ucuna yaslanıyorum, vücudumu bilerek biraz daha öne doğru itiyorum. Göğüslerimi ortaya çıkarıyor, nefesimi hızlandırıyorum. Türbanımın altından kaçan birkaç tel saçımı, yanağıma yapıştırarak dikkatini çekmeye çalışıyorum. O, işine odaklanmış gibi görünüyor ama biliyorum ki arka planda beni izliyor. Erkekler her zaman izler. Selim’in gözleri, zaman zaman aletten ayrılıp bana kayıyor. O bakışlar, açgözlü, meraklı ve arzulu. Bu anı kullanmam gerekiyor. Susuzluğumu dindirecek tek şey, o adamın üzerindeki o sertlik, o erkeklik. Onun beni nasıl becereceğini hayal ediyorum, nasıl köle gibi kullanacağını.Yollu.net

“Bir çay ister miydiniz?” diye soruyorum, sesimin tonunu biraz daha alçaltarak, kadınsı ve davetkar bir tınıyla. Selim başını kaldırıyor, gözleri benimkiyle buluşuyor. O an, havada elektrik gibi bir gerilim var. “Evet, abi,” diyor, sesi kalın, boğuk. Mutfağa dönerken, kalçalarımı bilerek daha sert sallıyorum. Tulumunun altındaki o hayalini kurduğum aleti, benim için nasıl sertleşeceğini düşünüyorum. Çayları hazırlarken, elimdeki bardağın sıcaklığı parmaklarımda hissedilirken, aklım Selim’in ellerinin sıcaklığında. Ona çay götürdüğümde, elimin bilerek parmaklarına sürtünmesini sağlıyorum. O temas, onun da bedeninde bir şeyler uyandırıyor. Parmakları uzanıyor, elimi hafifçe kavramaya çalışıyor.Yollu.net

Selim, çayını alırken parmaklarımı nazikçe sıkıyor. O basit bir hareket ama benim için bir sinyal. “Teşekkür ederim Fatma Hanım,” diyor, sesindeki o hafif titreme, beni daha da cesaretlendiriyor. “Yardım lazım olursa söyleyin,” diyorum, gülümsüyorum ama o gülümseme altında yatan arzu, beni yakıyor. O an, Selim’in bana doğru yaklaşmasını bekliyorum. Beklentim, kısa sürede karşılığını buluyor. Selim, çayını bitirip alet çantasına dönerken, ben hemen yanaşıyorum. “Bir şeyler ters gidiyor gibi,” diyorum, sesim fısıltı gibi. Selim dönüyor, yüzümüz birbirimize çok yakın. Nefesimizin karıştığını hissediyorum. O an, tüm mesafeler kalkıyor. Onun kokusu, erkek ve ter kokusu, beni baştan çıkarıyor.Yollu.net

Selim’in eli, belime dolanıyor. Tulumunun kaba kumaşı, elbisemin ince kumaşıyla karşılaşınca bir sürtünme yaratıyor. O dokunuş, bedenimde bir yangın başlatıyor. İçimdeki o kontrolsüz açlık, artık dayanılmaz bir hale geliyor. Selim’in gözleri, benimkiyle buluşuyor, ikimiz de ne olacağını biliyoruz. O an, evli bir kadın, dul bir kadın, türbanlı bir kadın… hiçbir şeyin önemi yok. Sadece şu an, bu vücut, bu arzu var. Selim’in dudakları, benimkilerine yaklaşıyor ama öpmüyor. Sadece dudaklarımı hafifçe ısırıyor. O ısırık, bir emir gibi. Ben, o emre boyun eğiyorum. Amım sırılsıklam olmuş durumda, sıvılarım bacaklarımdan aşağı akıyor.

Selim, beni mutfak tezgahına doğru itiyor. Tezgahın soğuk mermeri, belimdeki tenle temas ettiğinde ürperiyorum ama bu ürperme, heyecandan kaynaklanıyor. Selim’in elleri, vücudumu gezmeye başlıyor. Önce belimden omuzlarıma, sonra göğüslerime. Göğüslerimi sıkıyor, acıtıyor ama istiyorum. Tulumunun altındaki o sertlik, bacaklarımın arasına sürtünürken, kendimi kaybediyorum. Selim, türbanıma dokunmadan önce, gözlerimin içine bakıyor. O bakış, bir hakimiyet arzusunu yansıtıyor. Ben, o hakimiyeti istiyorum. Köle gibi hissetmek, fahişe gibi kullanılmak… tüm bu arzular, bu anın içinde birleşiyor. Onun önünde tamamen çıplak ve savunmasız hissetmek istiyorum.

Selim, elini türbanımın altına sokuyor, saçlarımı kavrayarak başımı geriye çekiyor. Boynumun üzerine dudaklarını yerleştiriyor, emerek, ısırarak. Nefesim kesiliyor, iniltilerim boğazımdan tıpırtı gibi çıkıyor. Selim’in diğer eli, elbisemin altında bacaklarımı okşuyor. O dokunuşlar, yavaş ve acımasız. Bacaklarım titriyor, kendimi ona bırakıyorum. Selim, dudakları kulağıma geldiğinde fısıldıyor: “Türbanlı fahişem.” O kelimeler, kulaklarımda çınlıyor. Fahişe… Evet, o an tam olarak o hissediyorum. Mahalleli kadınların gözünde masum dul bir kadın, ama Selim’in gözünde sadece onun kullanacağı bir fahişe. Bu beni tahrik ediyor, kendimi aşağılanmış ama aynı zamanda güçlü hissediyorum çünkü onu bu noktaya getiren benim.Yollu.net

Selim, beni tezgahın üzerine daha sertçe bastırıyor. Elbisemin eteğini yukarı kaldırıyor, bacaklarımı açıyor. Tezgahın soğukluğu, amımın sıcaklığıyla karşılaşınca bir zıtlık yaratıyor ama bu zıtlık, arzumu daha da artırıyor. Selim, dizlerini yere çöküyor, yüzünü bacaklarımın arasına gömüyor. Dilinin dokunuşunu hissettiğimde, bedenim bir yay gibi geriliyor. Selim, amımı yalarken, dilini körükleyerek, emerek. O hareketler, bir işkence gibi ama zevk dolu bir işkence. Iniltilerim artıyor, ellerim saçlarına dolanıyor, onu daha da içime çekiyorum. Selim, beni zevkten delirtirken, arada sırada sertçe ısırıyor. O acı, zevkle karışınca kendimden geçiyorum. Amımdan sular fışkırıyor, onun yüzüne boşalıyorum.

Selim, kalkıyor, yüzündeki ifadesi acımasız ve arzulu. Tulumunun fermuarını indiriyor, içinden çıkan o devasa aleti gördüğümde nefesim kesiliyor. Kocaman, damarlı, sert bir sikiş aracı. Selim, onu eline alıyor, önünde sıvazlamaya başlıyor. Gözlerim, o alete kilitleniyor, o aleti içimde hissetme arzusuyla yanıyorum. Selim, bana doğru yaklaşıyor, aletini amıma sürtüyor. O sürtünme, bir ateş gibi yıyor tenimi. “İstiyor musun?” diye soruyor, sesi emir dolu. “Evet, ver bana,” diyorum, sesim yalvarmaya yakın. Selim, gülümsüyor ama o gülümseme, alaycı. Beni aşağılıyor ve bu hoşuma gidiyor.

Selim, bir anda sertçe içime giriyor. O giriş, bir bıçak gibi kesiyor ama o keskinlik, tam olarak istediğim şey. İçime dolduğunda, kendimi tamamen ona veriyorum. Selim, beni sertçe sikerken, tezgahın üzerindeki cam bardaklar devriliyor, yere düşüp kırılıyor ama umursamıyor. Sadece şu an, bu sertlik, bu acı ve zevk var. Selim, her darbede “Türbanlı fahişem” diye bağırıyor. O kelimeler, her darbede daha da derinlere işliyor. Ben, onun kölesi gibi davranıyorum, onun her isteğine boyun eğiyorum. İçimdeki o fahişe, bu anın tadını çıkarıyor. Amım, onun yarağını sarmaştırmak için kasılarak sıkışıyor.

Selim, beni çevirip yüzüstü yatırıyor. Tezgahın soğuk yüzeyi, göğüslerime baskı yapıyor. Selim, arkama geçiyor, ellerimi arkadan bağlıyor gibi tutarak sertçe içime giriyor. Bu pozisyon, daha da derin bir girişe izin veriyor. Selim, göğüslerimi sıkıyor, acıtıyor ama o acı, zevkle karışınca kendimden geçiyorum. Selim, saçlarımdan tutarak başımı geriye çekiyor, boynumu ısırıyor. “Benim fahişemsin,” diye fısıldıyor. Evet, o an sadece onun fahişesiyim. Mahalledeki herkes ne derse desin, şu an sadece bu adamın, bu sertliğin kölesiyim. Amım, onun sert darbeleriyle ateş gibi yanıyor.

Selim, ritmini hızlandırıyor. Darbeleri, bir ritim gibi, her biri daha sert, daha derin. Iniltilerim, mutfakta yankılanıyor. Selim, bir anda duruyor, beni nefes nefese bırakıyor. Tam boşalacakken durması, bir işkence. “Daha bitmedi,” diyor, sesinde acımasız bir tatmin var. Selim, beni tezgahın üzerinden alıp yere indiriyor. Dizlerimin üzerine çöküyor, Selim’in aleti ağzıma geliyor. Onu emmeye başlıyorum, dilimle ucunu okşarken, Selim’in elleri saçlarımda. Beni ağzıma kadar sokuyor, boğazıma kadar alıyorum. O sertlik, boğazımda bir tıkanıklık yaratıyor ama o tıkanıklık, bir zevk kaynağı. Selim, boğazımda gidip gelirken, tükürüklerim ağzımdan taşarak göğsüme akıyor. Gözlerim yaşarıyor, nefesim kesiliyor ama durmak istemiyorum.

Selim, beni tekrar kaldırıp, bu sefer duvara yaslıyor. Bacaklarımı omzuna alıyor, tekrar içime giriyor. Duvarın sertliği, sırtıma baskı yapıyor ama Selim’in sertliği, her şeyden baskın. Selim, beni sikerken, yüzüme tükürüyor. O hareket, bir aşağılama ama ben o aşağılamayı istiyorum. “Kirli fahişe,” diye bağırıyor. Evet, kirliyim, fahişeyim ve bunu seviyorum. Selim, bir anda boşalmaya başlıyor. Sıcak dölleri içime doldururken, kendimi sarsılıyorum. O sıcaklık, bir yangın gibi yayılıyor. Selim, boşaldıktan sonra içimden çıkıyor, döllerim bacaklarımdan aşağı akıyor. Selim, beni duvara yaslıyor, nefes nefese kalıyor. Ben de, yorgunluk ve tatmin karışımı bir halde, ona bakıyorum.

Selim, pantolonunu düzeltiyor, tulumunu toparlıyor. Ben, hâlâ duvara yaslı, içimdeki o sıcaklığı hissediyorum. Selim, bana dönüp gülümsüyor. “İşim bitti Fatma Hanım,” diyor, sesi normal ama altında o tatmin yatıyor. Selim, kapıdan çıkarken, arkasından bakıyorum. Kapı kapandığında, ev yine o sessizliğe dönüyor ama bu sefer farklı. İçimdeki o ateş, biraz olsün söndü ama tam olarak değil. Selim’in bıraktığı o izler, bedenimde ve ruhumda kalacak. Mutfak tezgahına bakıyorum, kırık cam parçaları yerde duruyor. Bu anın tanığı. Ben, tezgahın üzerine oturuyorum, hâlâ titriyorum. Selim’in o sertliği, o kelimeleri… aklımdan çıkmayacak. Türbanlı fahişe… Evet, artık bu benim yeni kimliğim. Mahalledeki diğer erkekler de, yakında bunu öğrenecek. Ben, onların fahişesi olmaya hazırım. Bu açlık, asla bitmeyecek.