Ofis Duvarlarının Ardındaki Ateş

fisteki klimanın uğultusu kulaklarımda cızırdarken, bilgisayar ekranındaki rakamların birbirine karıştığını izliyorum. Saat öğleden sonrayı geçiyor ama içerideki hava bunaltıcı. Gözlerimi masanın ucundan kaldırıp tam karşımda oturan Sevgi’yi süzüyorum. O da yoğun, kaşı çatık, dudaklarını ısırıyor. Üstündeki beyaz gömleğin üst düğmesi açık, her eğildiğinde o beyaz tenin parlaması nefesimi kesiyor. Yanımdaki boş ofis odalarının sessizliği, bu gizli bakışları daha da ateşliyor. Bir an gözlerimiz birbirine takılıyor. O hemen kaçıyor ama o bakışın arkasındaki açgözlülüğü ben de görüyorum. Bu ofis, bu sıkıcı kurumsal düzen, aramızdaki gerilimi bastırmaya yetmiyor.

Ayaklarımı masanın altında uzatıyorum, bilerek yavaşça onun topuklu ayakkabısına dokunuyorum. Tepki vermesini bekliyorum. Sevgi’nin omuzları hafifçe sıçrıyor, klavyedeki parmakları duraksıyor ama geri çekilmiyor. Aksine, bacağını yavaşça öne atıyor, topuğunu baldırımı ovalayarak karşılık veriyor. Bu temas, elektrik çarpması gibi vücudumu titretiyor. Kimse bakmıyor, herkes kendi derdinde. Aramızdaki masalar, dosya yığınları, çıplak tenin bu gizli temasını saklamak için yeterli.

“Toplantı odası boş,” diye fısıldıyorum, telefonun ahizesineymiş gibi davranarak ama sesimi tam ona göre ayarlıyorum. Sevgi başını kaldırıp, gözlerinin içine işleyen o oğlak bakışını atıyor. Yavaşça kalkıyor, eteğini düzeltiyor ve koridora doğru yürüyor. Kalbim boğazıma atlıyor. Arkasından gitmek için birkaç saniye bekliyorum, kalkarken pantolonumun daralan kısmını ayarlıyorum. Koridorda yürüyen herkesin bana baktığını sanıyorum, suçluluk ve heyecan karışımı bir acı tadı boğazımda hissediyorum.

Toplantı odasına giriyorum, kapıyı arkamdan kilitliyorum. İçeride loş ışık, dışarıdaki gürültüyü kesiyor. Sevgi masanın ucuna yaslanmış, kollarını göğsünde bağlamış bekliyor. Kapının kilit sesini duyar dumaz o donuk ifadesi yerini iştaha bırakıyor. Üstüne atılıyorum. Dudaklarım acımasızca onun dudaklarına yapışıyor. Öpücüklerimiz yumuşak değil, açgözlü, dişlerin birbirine çarptığı, nefeslerin kesildiği bir savaş. Ellerim belinde, kalçalarını sıkıca kavrayarak kendime çekiyorum. O da heyecanla parmaklarını saçlarımın arasına daldırıyor, boynumu tırnaklarıyla çiziyor.

Ellerim gömleğinin altına kayıyor, sıcak, pürüzsüz tenini avuçluyorum. Sütyeninin lastiğini aşağı çekip memelerini dışarı çıkarıyorum. Göğüslerim avuçlarıma dolgunca geliyor, uçları sertleşmiş parmaklarımın ucunu bekliyor. Başımı eğip birini ağzıma alıyorum, dilimle uyararak ısırıyorum. Sevgi inleyerek başını geriye atıyor, sesi odanın boşluğunda yankılanıyor. “Ahmet,” diye hırlıyor, sesi gürültüyle karışacak kadar yüksek değil ama benim için bir patlama gibi.

Eteğini beline kadar yukarı kaldırıyorum. İçindeki siyah tangayı görünce dayanamıyorum, yanağımı içine gömüp o sıcak, nemli kokusunu içime çekiyorum. Bacaklarını omuzlarıma alıyorum, o zorlu topuklu ayakkabılar hala ayağında. Masanın kenarına oturtuyorum kendimi. Pantolonumun fermuarını indirmek için zorlanıyorum, heyecandan ellerim titriyor. Sonunda sikimi dışarı çıkarıyorum, dimdik, atan, damarları kabarmış halde. Sevgi bunu görünce dudaklarını yalıyor, gözleri kısılarak açgözlülükle bakıyor.

“İçime al şunu,” diye emrediyorum, fısıltıyla ama sert bir tonla. Tangasını yana çekip, o ıslak, dar deliğinin başını sürtüyorum. Ne kadar hazır olduğunu hissediyorum, suları sikimin ucuna kadar akıyor. Tek bir sert hamlele içine giriyorum. Sevgi bir çığlık atmaya çalışıyor ama ağzımı elimle kapatıyorum. “Sessiz ol,” diye fısıldıyorum kulağının dibine. “Bizi duyabilirler.”

Sikimi onun içinde sertçe pompalamaya başlıyorum. Masanın ahşap yüzeyi her darbede gıcırtıyla tepki veriyor, bu ses beni daha da azdırıyor. O da belini kaldırarak her darbeyi karşılamak istiyor, tırnaklarımı sırtıma geçiriyor. İçi dar, sıcak ve inanılmaz derecede kaygan. Her köşesini hissediyorum, kasıkları kasılıyor beni sıkıştırıyor. Bu gizli, yasak ilişki, bu risk, her şeyi daha da tatlı hale getiriyor. Ofis dışarıda, kurallar dışarıda, sadece şu an ve bu arzular var.

Sikimi çıkarıp dizlerin üzerine çöküyor. Masanın altına, o loş ışığa gizleniyor. Başını pantolonumun arasına alıyor, o sıcak ağzını sikimin üzerine getiriyor. Önce ucuyla oynuyor, dilini çeviriyor, sonra hepsini ağzına alıp boğazına kadar alıyor. O boğazın sıcaklığı ve darlığı beni delirtiyor. Saçlarından tutup kafasını ileri geri itiyorum, ağzını sikerken gözlerinin yaşardığını görüyorum ama durmak istemiyor. Tükürükleri sikimden aşağı akıyor, o gıcırtılı sesler odada yankılanıyor.

Kendime gelmem gerekiyor, bu böyle devam ederse burada boşalacağım. Ondan durmasını söylüyorum, yüzü kızarmış, nefes nefese ayağa kalkıyor. Gözlerindeki o hala bitmemiş arzu, beni tekrar ona yaklaştırıyor. Dudaklarını birleştiriyoruz, kendi tadının ağzımda olması beni çıldırtıyor. “Otele gidelim,” diyorum nefes nefese. “Burada bitiremeyiz bu işi.”

Hızlıca toparlanıyoruz. Gömleğinin düğmelerini ilikliyor, eteğini düzeltiyor. Ben de pantolonumu düzeltip kravatımı gevşetiyorum. Kapıyı açıp koridora bakıyoruz, kimse yok mu diye. Tek tek çıkyoruz, aramızda birkaç metre mesafe var ama aramızdaki manyetik alan herkesi hissettirecek kadar güçlü. Asansöre bindiğimizde yalnızız. Kapılar kapanınca tekrar birbirimize yapışıyoruz, kısa, sert bir öpücük. Kapılar açıldığında birbirimizden ayrılıp profesyonel maskelerimizi takıyoruz.

Arabaya binince rahatlıyoruz ama arzularımız sönmedi. Şehrin trafiğinde ilerlerken elim vites kulağından onun bacağına kayıyor. Sevgi bacaklarını açıyor, elimin içeri girmesine izin veriyor. Tangayla kaplı amını avuçluyorum, parmağımı dantelin arasından geçirip o ıslaklığa dokunuyorum. Yol boyunca onu parmaklıyorum, klitorisini ovalarken araba şerit değiştiriyor, fren yapıyor. Bu tehlike beni daha da heyecanlandırıyor. Sevgi koltuğa yaslanmış, gözleri kapalı, inleyerek zevkin tadını çıkarıyor.

Otelin kapısından girerken resepsiyonist bize bakıyor. Olgun, bakımlı bir adam, gözleri Sevgi’nin dekoltesinde bir an takılıp kalıyor. Anahtarı alıp asansöre doğru yürüyoruz. Odamıza girdiğimizde kapıyı kilitlediğim an tüm gerilim yerini saf arzuya bırakıyor. Burası ofis değil, burası yasakların olmadığı yer. Sevgi’yi duvara yaslıyorum, bu kez yavaşça, tadını çıkararak soyuyorum onu. Gömleğini yere atıyorum, eteğini aşağı indiriyorum. Önümde sadece siyah tangası ve topuklu ayakkabıları kalıyor.

Yatağa atlıyorum. O da üzerine çıkıyor, sikimi eline alıp okşamaya başlıyor. Yavaşça üzerine oturuyor, sikimi içine alıyor. Bu kez acele yok, yavaş, derin hareketlerle içine girip çıkıyor. Göğüslerim avuçlarımda, uçlarını sıkıyorum. Saçları omuzlarına dökülüyor, yüzünde zevk ve acı karışık bir ifade var. İçinde kayboluyorum, o sıcaklık o kadar yoğun ki düşünemiyorum bile.

Sikimi onun içinde hızlandırıyorum. Sevgi çığlıklar atıyor, kimsenin duymadığı bir yerde olduğu için bu kez tutulmuyor. “Daha sert, daha hızlı,” diye yalvarıyor. Ben de istediğini veriyorum, kendimi ona köklediğimde her iki bedenimizde de bir titreme başlıyor. Kasılıyor, kasları sikimi sıkıca sarıyor. Ben de dayanamıyorum, boşalmak üzereyim.

“Boşal içime,” diye inliyor. Bu söz son damla oluyor. Birkaç sert darbeyle içine fırlatıyorum, döllerim onun derinliklerine doluyor. O da aynı anda titreyerek orgazm oluyor, vücudu kasılıp gevşiyor. Üstüne yığılıyorum, nefeslerimiz birbirine karışıyor. Terli, yorgun ama tatmin olmuş bir şekilde yatıyoruz. Sevgi’nin saçlarını okşuyorum, boynunu öpüyorum. Bu gecenin mutlu sonu, bu gizli başlangıcın en tatlı sonucu.