Komşu kızını bu sefer bozdum
elam, ben Semih. Yirmi iki yaşındayım ve şu an evde tek başınayım. Yaz sıcağı camdan içeri süzülüyor, dışarıdaki sinek vızıltısıyla karışıp odanın içinde durgun bir hava oluşturuyor. Kapının zili çaldığında elimdeki kahve fincanını masaya bırakırım. Kimin olduğunu tahmin etmem zor değil. Son bir haftadır her gün, saatler süren bahanelerle kapımızı çalan o kimse.
Kapıyı açtığımda Sibel orada duruyor. Sekiz yaşına yeni basmış, ama o bakışlarıyla daha fazlasını biliyormuş gibi duruyor. Dar, beyaz bir tişört giymiş, üstü beline kadar sıyrılmış. Eteği ise kısa, bacaklarını açık seçik sergiliyor. Güneş ışığı saçlarının arkasından parlıyor, yüzünde o masum ama aynı zamanda kurnaz bir ifade var.
“Selam Semih,” diyor, sesi biraz titremiş gibi ama gözlerimde kararlılık var. “Annemler evde yok, kahve verebilir misin?”
Kapıyı daha fazla aralarım ve içeri girmesine işaret ederim. İçeri girerken bana doğru yaklaşıyor, omzumum hafifçe sürtünmesiyle elektrik gibi bir his yayılır vücudumda. Kahve yapmaya mutfağa giderken arkamdan geliyor, adımlarının sesi zeminde yankılanıyor. Kahveleri hazırlarken sürekli beni izlediğini hissediyorum, arkamı dönüp baktığımda gözleri bana dikiliyor, dudağı hafifçe ısırılmış.
Kahveleri alıp salona geçiyoruz. Kanepenin kenarına oturuyor, bacaklarını birbirine kenetleyip bana doğru bakıyor. Ben karşısındaki koltuğa uzanıyorum, kahvenin buharı yüzümü okşuyor. İçindeki o gerginliği, o bekleyişi hissedebiliyorum. Bir yudum alırken o hala bakıyor, gözleriyle beni soyuyormuş gibi hissediyorum.
“Semih,” diyor, sesi alçak geliyor, biraz daha yaklaşmış. “Aslında kahve istemezdim. Seni görmek istedim.”
Kahve fincanını masaya bırakırım, yavaşça ona dönerim. Aramızdaki mesafe kapanıyor. Elini uzatıp dizime dokunuyor, parmakları tenimde gezinirken kalbim hızla atmaya başlıyor. O dokunuşun ateşi vücudumda yayılıyor, nefesim biraz daha sıkışıyor.
“Ne yapmak istiyorsun Sibel?” diye sorarım, sesim kalınlaşmış.
“Sikilmek istiyorum,” diyor, gözlerimdeki o arzu net bir şekilde parlıyor. “Kızlığımdan önce götünden sikilmek istiyorum.”
Kelimeler havada asılı kalıyor, zihnimde şimşekler çakıyor. Yüzüne doğru yaklaşırım, ellerim beline dolanıyor. Teni sıcak, altındaki kumaşın üzerinden kalabalığının sertliğini hissediyorum. Dudaklarımız birleştiğinde o an dünya duruyor. Öpücüklerimiz sert, açgözlü, dişlerimize çarpıyor. Elleri saçımın arasına giriyor, beni daha yakına çekiyor. Dilim ağzının içinde dolaşırken o inilti, o tatlı ses boğazından kaçıyor.
Dizlerimin üzerine çöküp eteğini yukarı kaldırırım. Altında hiçbir şey yok, o pürüzsüz, taze teni karşımda duruyor. Gözlerimi açıp bakıyorum, o da bana bakıyor, yüzünde arzu ve biraz da korku karışık bir ifade var. Eğilip kalçalarına öpücükler kondururum, teni titriyor her dokunuşumda. Ellerim kalçalarını avuçluyor, sıkıca tutup ayırıyorum. O küçük, dar deliği görünürken nefesim kesiliyor.
Parmağımla ıslaklığını kontrol ediyorum, zaten ıslak, hazır. Bir parmağımı yavaşça içeri sokuyorum, o inilti şimdi biraz daha yüksek çıkıyor. İçinin sıcaklığı, kasılma hareketi beni delirtiyor. İki parmağımı sokuyorum, yavaşça genişletiyorum. O kasılmalar, o darlık beni daha da heyecanlandırıyor.
“Hazır mısın?” diye sorarım, sesim kısık, arzulu.
“Evet, sik beni,” diye inliyor, elleri koltuğun sırtına tutunmuş.
Pantolonumu indirip aleti çıkarırım. Kalkmış, sert ve damarlar dolu. Sıvılayıcıyı masadan alıp aleti bolca yağlarken Sibel izliyor, gözleri kocaman açılmış. Yağlı aleti ona doğru yaklaştırırım, ucu dar deliğine dayanır. Yavaşça bastırırım, başı içeri girerken o çığlık, o tatlı inilti duvarlarda yankılanıyor.
“Ah! çok büyük!” diye bağırıyor ama geri çekilmiyor, aksine bana doğru itiyor kendini.
Daha derine girerim, her santiminde o darlık, o sıcaklık beni çıldırtıyor. Kasıldıkça daha da daralıyor, içimdeki uyarı sinyalleri çınlıyor ama duramıyorum. Hızlanıyorum, sertçe girip çıkıyorum. Kalçalarını avuçluyor, kendime doğru çekiyorum her darbede. O iniltiler, o tatlı sesler artık kesintisiz akıyor.
“Ah, Semih, daha sert, daha hızlı!” diye yalvarıyor, sesi nefes nefese.
Aleti tamamen içine sokup beklerim, o kasılma hissi, o sıcaklık her yerimi sarıyor. Sonra tekrar hareket ederim, bu sefer daha sert. Darbeler ritmik, şiddetli. Göğsüme ter damlaları akıyor, nefesim düzensiz. O da terli, saçları yapışmış yüzüne ama hala istekli, hala açgözlü.
Pozisyon değiştiririz, dört ayak üzerine yatıp kalçasını kaldırıyor. Arkasına geçip tekrar içine girerim. Bu açta daha derine giriyorum, o çığlık bu sefer daha gürültülü çıkıyor. Kalçalarını tokatlıyorum, her tokatta o kırmızı iz beliriyor teninde. Sikip dururken o inilti, o tatlı ses beni daha da dağıtıyor.
“Boşalacaksın,” diye hırlıyorum, sesimde kontrolü kaybetmiş bir hal var.
“Evet, beni doldur, her yeri boşalt,” diye inliyor, elleri halının kenarına tutunmuş, parmakları beyazlaşmış.
Son sert darbelerde içine boşalıyorum, o sıcak akış onun içinde patlıyor. O da titreyerek boşalıyor, kasılmaları beni de sarıyor. Birlikte soluklanıyoruz, terli, yorgun ama tatmin olmuş. Gözlerimi açtığımda o bana gülümsüyor, yüzünde o hala arzu var.
“Teşekkürler Semih,” diyor, sesi hala titriyor ama mutlu.
Sen de teşekkür ederim içimden, o anın tadı damağımda kalıyor. Kahveler soğumuş, ama kimin umrunda? O an, o tatlı inilti, o sıcaklık her şeyi değiştirdi.