Türbanlı bakkalın kızı efsane

akkalın eski, rastgele dizilmiş rafları arasında tozlu hava dolaşıyor. Güneş ışığı, kirli camdan süzülüp un paketlerinin üzerine düşüyor. Burası her zaman aynı; yağ kokusu, deterjan kokusu ve o eski, bayat ağaç kokusu. Ben, tezgahın arkasında, ayaklarımı yere sağlam basarak duruyorum. Kırk yaşındayım, hayatımın büyük bir kısmını bu dükkanın dört duvarı arasında geçirdim. Rutin benim için güvenli bir liman, ta ki o gün gelene kadar. Saatlerdir burada duruyorum, bazen tezgahın üzerindeki çatlakları sayıyor, bazen de dışarıdaki hayatı izliyorum. Otuz yıldır aynı manzara, aynı insanlar. Ama son zamanlarda bir şey değişti. O değişim, kapıdan her girdiğünde kalbimin bir tuhaf şekilde hızlanmasıyla başladı.

Kapı açılıyor ve zil çalıyor. İçeri Yeliz giriyor. Onu her gördüğümde midemde kelebekler uçuşuyor, sanki ergenlik günlerime geri dönüyorum. On dokuz yaşında, taze bir kız. Ama sıradan bir kız değil. Başında sıkıca bağlanmış bir türban, boynunu örten geniş bir kazak ve uzun, bol bir etek. Tam bir tesettürlü kız görüntüsü. Dışarıdan bakan biri, masum, dinine bağlı bir çocuk sanır. Ama o bakışlar… O bakışlar hiç tesettürlü değil. Yeliz, kapalı olmasına rağmen içinde bir yangın barındıran tam bir afet. Yürürken kalçalarının hareketi, eteğin altında belli olan kıvrımları, benim gibi yaşlı bir adamın bile aklını başından alıyor. O etek, her adımda ileri geri sallanıyor, kalçalarının o dolgun, yuvarlak şeklini belli ediyor. Sanki yürümek yerine, erkekleri azdırmak için özel bir koreografi yapıyor.

Tezgahın yanına geliyor. Babası, bakkalın sahibi ve benim yıllardır dostum olan Ahmet, şimdi dışarıda. Mal almaya gitmiş, “iki saat gelmez” demiş. Bu kelimeler, Yeliz’in ağzından döküldüğünde başka bir anlama bürünüyor. Dükkan bizim. İkimiz de bunun farkındayız. Bu dükkanın içindeki sessizlik, dışarıdaki gürültüyle çelişiyor. Yeliz, tezgaha eğiliyor, önündeki bir ürünü inceliyor gibi yapıyor ama aslında göğsünü bilinçli bir şekilde öne çıkarıyor. Kazak, göğüslerinin dolgunluğunu tamamen sarmaya yetmiyor, kumaş geriliyor. O beyaz kumaşın altında, göğüslerinin ucundaki hafif kabarıklıklar bile belli oluyor. Nefes alıp verişleri, göğüslerinin yükselip alçalmasıyla dikkatimi çekiyor. Bu kız, ne yaptığını çok iyi biliyor.

“Abi,” diyor, sesi alçak ama bir o kadar da cilveli. “Babam gelene kadar bana yardım eder misin? Arkadaki depodan bazı kutuları indirmem lazım, ağırlarından yapamıyorum.”

Kelimeleri havada asılı kalıyor. Yardım isteği gibi duyuluyor ama altındaki ton başka bir şey söylüyor. Gözlerimle yüzünü tarıyorum. Yeliz’in bakışları kaçmıyor, tam tersine, gözlerimin içine içine giriyor. O siyah, iri gözlerinde parlayan bir azgınlık var. O bakış, bakkalın ortasında bu ortamı tamamen değiştiriyor. Sanki dükkanın içindeki hava bir anda ısınıyor, nemleniyor. O gözler, beni aşağıdan yukarıya süzüyor, sanki benim üzerimdeki kıyafetleri çıkarıyor. Bu arzu karşılıklı. Onun istediğini ben de istiyorum. O genç, taze beden, bu yaşlı ve yorulmuş bedenimde yeni bir hayat ateşi yakıyor.

“Tabii ki kızım,” diyorum, sesim biraz titriyor. Heyecanımı bastırmaya çalışıyorum ama başaramıyorum. “Nerede bu kutular?”

Yeliz, gülümsüyor ama ağzının köşesindeki o hafif kalkma yetiyor. Önümden dönüp arka tarafa, depoya doğru yürüyor. Ben de peşinden gidiyorum. Yeliz’in yürüyüşü, her adımda kalçalarını sallayarak, bilinçli bir ritimle ilerliyor. Eteği, bileklerine kadar iniyor ama yürürken kumaşın vücuduna yapışması altındaki kıvrımları daha da belirginleştiriyor. Depoya giriyoruz. Burası daha loş, ışıklar sadece bir kısmını aydınlatıyor. Köşede yüzlerce kutu yığılmış durumda. Tozlu, dar ve havasız bir yer. Ama şu an bu yer, benim için cennet olma yolunda.

Yeliz, en üst rafa uzanmaya çalışıyor. “Bunlar,” diyor eliyle göstererek. “Çok yüksek, ben ulaşamıyorum.”

Yanına yaklaşıyorum. Depo dar, aramızda sadece birkaç santim var. Yeliz’in o taze, sabun kokusu burada baskın hale geliyor. Başını kaldırıp bana bakıyor. Gözlerimiz kesişiyor. O an, o gözlerin içindeki o ateşi görüyorum. Bu, basit bir yardım isteği değil. Bu bir davet. Yeliz, uzanmaya çalıştığı için kazak yukarı kayıyor, belinin bir kısmı ortaya çıkıyor. O pürüzsüz, beyaz teni gördüğümde elimde bir titreme hissediyorum. O bel, o ince bel… Elini koyup çekmek istiyorum. Kendime engel olmaya çalışıyorum ama arzum her şeyden güçlü.

“Abi, tutar mısın?” diyor, sesi neredeyse fısıltı gibi.

Eğiliyorum, elimi beline götürüyorum. Teni sıcak, ipek gibi. Elimi beline koyduğumda Yeliz’in hafifçe titrediğini hissediyorum ama geri çekilmiyor. Aksine, bana daha fazla yaklaşıyor. Kalçaları, uyluklarımın üzerine hafifçe değiyor. Bu temas, benim için bir elektrik şoku gibi. Kırk yaşında bir adamım, bu kızın babasının yaşıtayım ama şu an o genç bedene olan arzum, her şeyden üstün. Babam arkadaştı, bana güveniyordu ve ben şu an kızını arzuluyordum. Bu ihanet miydi? Yoksa doğal bir dürtü mi? Şu an önemi yoktu. Tek önemi olan Yeliz’di.

Kutuyu indiriyorum ama yere koymuyorum. Yeliz hala orada, belimde elleri. Gözlerim, boynuna, türbanının kenarına kayıyor. O kumaşın altında saçlarının olduğunu hayal ediyorum. Yeliz aniden dönüyor, yüzümüz yüzüze geliyoruz. Aramızdaki mesafe kapanıyor. Nefesini yüzümde hissediyorum. O nefes, tatlı bir meyve kokusuyla karışık.

“Abi,” diye fısıldıyor. “Babam gelmez, değil mi?”

“Saatler sürer,” diyorum, sesim kısılmış.

Yeliz’in eli, göğsümü hafifçe okşuyor. Sonra yavaşça aşağı iniyor. Bu hareket, tüm profesyonel maskemi yırtıyor atıyor. Artık bakkalın sahibi olan Muharrem değilim, sadece bir erkek ve karşısında istediği o genç, azgın kız var. Yeliz’in diğer eli, belime dolanıyor, beni kendine çekiyor. Dudaklarımın üzerine geliyor.

Önce hafifçe, dudağının kenarını öpüyorum. Yeliz’in hafifçe inlemesi, kulağımda bir şarkı gibi. Sonra kontrolü tamamen kaybediyorum. Dudaklarını bastırıyorum, açıyorum. Dilim, ağzının içine dalıyor. Yeliz karşılık veriyor, diliyle benim dilimi emiyor, ısırıyor. Bu öpücük, tutkulu, açgözlü, daha önce hiç tatmadığım bir şey. Tadı taze, biraz da naneli diş macunu ama altında o kadınsı, tatlı tat var. Dudakları yumuşak, ama baskısı sert. Öpüşürken ellerim belinde dolanıyor, onu kendime daha sıkıyıyorum. Vücudumuzun sıcaklığı birbirine karışıyor.

Ellerim, belinden göğüslerine kayıyor. Kazak üzerinden dolgun göğüslerini avuçluyorum. Yeliz, başını geriye atıyor, boynunu uzatıyor. Türbanı sıkı duruyor ama yüz ifadesi tamamen zevkle dolu. Göğüslerini sıkıyorum, parmaklarım kumaşa gömülüyor. Yeliz’in nefesi hızlanıyor, göğsü hızla yükselip alçalıyor. Avuçlarımda dolgunluk hissediyorum, o sert uçlar parmaklarıma batıyor. Bu kız, ateş gibi yanıyor.

“Ah, abi,” diye inliyor. “Çok istiyordum bunu.”

Ben de istiyorum. Günlerdir, haftalardır bu anı hayal ediyorum. Yeliz’in türbanlı başı, o mütevazı kıyafetleri ama altındaki o fuhuş azgınlığı… Bu tezatlık beni delirtiyor. Eteğinin altına elimi sokuyorum. Bacakları pürüzsüz, tıraşlı olmalı. Elini, belimdeki pantolonun üzerinden aşılmaz noktaya götürüyor. Sikimin sertleştiğini hissediyor, avucuna alıyor. Sıkıca sarıyor, boyunu ölçüyor. Bu temas, beni çıldırtıyor.

“Sikini istiyorum,” diye hırlıyor kulağıma. “Hemen şimdi.”

Kelimeleri beni ateşe veriyor. Yeliz’in eteğini yukarı kaldırıyorum. İç çamaşırı, ince bir tül. Islaklığını hissedebiliyorum. Parmaklarımı, tülün içine sokuyorum. Amı sıcak, kaygan ve sırılsıklam. O dudaklar, şişkin ve arzu dolu. Yeliz, bacaklarını biraz daha açıyor, bana kolaylık sağlıyor. Bir parmağımı içine sokuyorum. Yeliz, boynunu bana yaslayarak hafifçe çığlık atıyor.

“Ah, evet,” diye inliyor. “Parmağını içimde hissetmek… Çok güzel.”

Parmaklarımı içine dışına hareket ettirirken Yeliz, sikimi pantolonumun üzerinden sıkıca sıkıyor. Bu baskı, dayanılmaz bir hazz yaratıyor. Artık dayanamıyorum. Pantolonumu ve boxerımı aşağı indiriyorum. Sikim, serbest kalıp havaya zıplıyor. Yeliz hemen eğiliyor, sikimi avuçluyor.

Yeliz, dizlerinin üzerine çöküyor. Sikimin başını, dudaklarının arasına alıyor. Önce hafifçe öpüyor, sonra dilini ucunda gezdiriyor. Bu bakış, bu görüntü… Başında türbanlı, yüzünde o masum ama azgın ifade, ağzının ucunda benim sikim. Bu, en fantezi ürünlerden daha iyi. O masum başörtüsü, şu an en fuhuş işinin içinde. Bu tezatlık, sikim daha da sertleştiriyor.

Yeliz, sikimi yavaşça ağzına alıyor. Dilini, şaftın etrafında dolandırıyor. Benim için bir rüya bu. Yeliz’in ağzı sıcak ve ıslak. Sikimi emmeye başlıyor, başını ileri geri hareket ettiriyor. Derin throat yapmaya çalışıyor ama sikim büyük olduğu için hafifce boğuluyor. Bu ses, o hırlama beni daha da azdırıyor. Gözlerimi kapatıyorum, sadece o hisse odaklanıyorum.

Sikimi ağzından çıkarıp tekrar sokuyor. Tükürük, sikimden aşağı akıyor. Yeliz, sikimi yalarken gözlerini bana dikiyor. O bakış, beni tamamen kontrolü altına alıyor. Saçlarını, türbanının üzerinden tutup başını hafifçe itiyorum. Sikimi daha derine almasını istiyorum. Yeliz, bu baskıyı seviyor, inlemeleri artıyor.

“Yala çıtır,” diye hırlıyorum. “Sikimi yala, ağzına kadar al.”

Yeliz, emeklerini artırıyor. Sikimi bir yandan yalarken diğer yandan taşlarını avuçluyor, sıkıyor. Bu ikili stimülasyon, boşalmamı zorlaştırıyor. Ama henüz bitmek yok. Onu sikmek istiyorum. O dar, sıcacık amı içine girmek istiyorum. Onu becermek, onu benim yapmak istiyorum.

Yeliz’in kafasından çekiyorum. Ağzından sikimi çıkarınca bir tel tel tükürük kopuyor. Yeliz, yüzünü yukarı kaldırıp bana bakıyor. Gözleri kızarmış, dudakları şişmiş.

“Sik beni,” diye yalvarıyor. “Lütfen, hemen şimdi.”

Yeliz’i ayağa kaldırıyorum. Onu, depodaki eski bir sehpanın üzerine yatırıyorum. Yeliz, sırtüstü yatıyor, bacaklarını açıyor. Eteği beline kadar toplanmış. İç çamaşırını yana çekiyorum. Amı, pürüzsüz, tıraşlı ve sırılsıklam. O pembe dudaklar, beni bekliyor. O görüntü, beni tekrar çıldırtıyor.

Üzerine eğiliyorum. Sikimin başını, amının dudaklarına sürtüyorum. Yeliz, kalçalarını yukarı kaldırıyor, beni içine çekmek istiyor. Yavaşça içeri giriyorum. Yeliz, başını geriye atıp bir çığlık atıyor.

“Ah! Çok büyüksün abi! Yavaşça!”

Ama yavaşça yapmak istemiyorum. Bu anın hepsini istiyorum. Sikimi daha derine sokuyorum. Yeliz’in amı, beni sıkıca sarıyor, kasılıyor. Bu darlık, bu sıcaklık… Baş dördürücü. Sikimi tamamen içine kadar sokuyorum. Yeliz, nefesini tutuyor, parmaklarını sehpanın kenarına geçiriyor.

“Hareket et,” diye emrediyorum.

Yeliz, kalçalarını sallamaya başlıyor. Ben de ritmi yakalıyorum. Sikimi, amının içine sertçe girip çıkarıyor. Her vuruşta Yeliz, inliyor. Sesler, depoda yankılanıyor. Plak, plak, plak. Vücutlarımızın çarpışma sesi, enstrüman gibi. Bu ses, en güzel müzik benim için.

Yeliz’in göğüslerini, kazak üzerinden sıkıyorum. Nefesimiz hızla artıyor. Terimiz birbirimize karışıyor. Yeliz’in türbanı hafifce gevşemiş, birkaç tel saçı dışarı fırlamış ama bu onu daha da seksi yapıyor. O masum başörtüsü, şu an en sert sikişin ortasında duruyor.

“Ah, abi, sik beni,” diye bağırıyor. “Amını parçala!”

Bu sözler, beni çıldırtıyor. Sikimi daha sert, daha hızlı pompalamaya başlıyorum. Yeliz, boynunu ısırıyorum. Teni tuzlu ve terli ama lezzetli. Yeliz, tırnaklarını sırtıma geçiriyor. Acı ve zevk birbirine karışıyor. Onu becerirken, onun bu genç bedeninin sahibi olduğunu hissediyorum.

Yeliz’in bacaklarını omuzlarıma alıyorum. Bu pozisyon, sikimin daha derine girmesini sağlıyor. Yeliz, gözlerini kapatıyor, zevkten inliyor. Amı, sikimi her geçen saniyede daha fazla sıkmaya başlıyor. Boşalacağını hissediyorum.

“Boşalacağım abi,” diye hırlıyor. “Beni sik, boşalt!”

Ben de dayanamıyorum. Sikimi, amının en derin noktasına kadar sokuyorum. Birkaç sert vuruş daha ve patlıyorum. Döllerim, Yeliz’in amının içine fışkırıyor. Yeliz de aynı anda titreyerek boşalıyor. Amı, sikimi sarsıntıyla sıkıyor, suları sikimden aşağı akıyor.

Nefes nefeseyiz. Birbirimize sarılıyoruz. Yeliz’in kalbinin hızla attığını hissediyorum. Terli vücutlarımız yapışık durumda. Sikimi hala içindeyim, yavaşça yavaşça küçülüyor ama o hazzın izi duruyor.

Yeliz, yüzünü bana çeviriyor. Gözlerinde hala o ateş var ama biraz da tatmin olmuş bir ifade. Dudaklarımı öpüyor. Bu öpücük, öncekinden daha yavaş, daha duygusal.

“Abi,” diye fısıldıyor. “Tadın damağımda kaldı.”

Gülümsüyorum. “Benim de.”

Yeliz, sikimi yavaşça içinden çıkarıyor. Döllerim ve Yeliz’in suları, karışık bir halde amından aşağı akıyor. Bu manzara, beni tekrar sertleştirmeye yetiyor. Yeliz, durumu görüyor ve hafifçe gülüyor.

“Bir kere daha sikeceğiz,” diyorum, sesim kararlı. “Çıtır kızları seviyorum ve sen en çıtırsın.”

Yeliz, bu söze karşı koyamıyor. Ayağa kalkıyor, eteğini düzeltiyor ama iç çamaşırını giymiyor. Sikimi eline alıyor, okşuyor.

“Ben de senin sikini istiyorum abi,” diyor. “Babam gelene kadar zamanımız var.”

Depodan çıkıyoruz. Bakkalın içine dönüyoruz. Tezgahın arkasına geçiyorum, Yeliz de rafların arasında dolaşıyor ama bu sefer yürüyüşü daha farklı. Artık aramızda bir sır var, bir bağ. O türbanlı başı, o eteği, her şey başka bir anlam kazanıyor. Benim için artık sadece bakkalın kızı değil, siktiğim, tadına doyamadığım o azgın çıtır.

Yeliz, tezgaha tekrar geliyor. Elinle, tezgahın altından sikimi okşuyor. Bu gizli dokunuş, beni tekrar heyecanlandırıyor. Babası gelene kadar bu oyun devam edecek. Ve ben, her saniyesinin tadını çıkaracağım. Çıtır seviyorum ve Yeliz, tam benim damak tadıma göre. Tadı damağımda kaldı ve bir kere daha, belki daha fazlasını istiyorum. Bu sır, bizi birbirimize bağlayan en güçlü bağı. Artık sadece müşteri ve bakkal değiliz, bu gizli tutkunun paydaşlarıyız. Ve bu tutku, bitmek tükenmek bilmiyor.