stajer genç kız ile ofiste

fisteki fanın bıçak gibi kesen havası terli alnımı kurutamıyor. Bilgisayar ekranındaki Excel tabloları gözümü bozuyor, rakamlar birbirine karışıyor, yanıp sönüyor. Saat dokuzu çoktan geçti. İçeride ölü bir sessizlik var, sadece o fanın motor sesi ve kendi gürültülü nefesim duyuluyor. Ayak sesleri yok, telefon çalmıyor, klavye sesi yok. Herkes evine, karısına, sevgilisine, o sıkıcı hayatlarına kaçtı. Ben burada oturdum, oturdum ve çürüdüm. Evdeki kadını düşünüyorum ve midem kalkıyor. Mutfakta sürtünme sesleri, gece yarısı sessiz yatak, o iğrenç horlama sesleri. Her gün aynı yemeği, aynı sohbeti, aynı yoksunluğu. Kısır, boş bir döngü. Ben kırk beş yaşındayım ve hayatımın sonunu getirecek heyecanı arıyorum.

Kapı açılıyor.

Sessizliği aniden bozuyor. O hafif, çıtırtılı ayakkabı sesleri koridorda yankılanıyor. Şule. Stajyer kız. Girişten içeri süzülüyor, bir av gibi. Kısa eteği, bacakları, o masum ama bir o kadar da alevli bakışları… Yirmi yaşlarında, belki daha az. Kızıl rujlu dudakları, açılmış bir meyve gibi parlıyor, bekliyor. Yanıma geliyor. Masama eğiliyor. O hareketiyle gömleğinin önü açılıyor. İçindeki beyaz sütyenin danteli görünüyor. Gözlerim oraya kayıyor, istemeden. Göğüslerinin hafif kalkıntısı, derin V şeklindeki dekolte… Nefesim bir an duruyor, boğazımda bir yumru oluşuyor.

“Davut Bey, hala burada mısınız?” diye soruyor. Sesi ince, biraz titrek ama altında bir şeyler gizliyor. Arzusu kokuyor bu kızdan.

Eğilince göğüsleri daha belirgin hale geliyor. “Evet, Şule. Bu rapor bitmedi,” diyorum. Sesim kalın, boğuk, suskunluğu yarıyor. Ona bakmamaya çalışıyorum ama başaramıyorum. O kokusu… Vanilya ve biraz da ter karışımı. Baş döndürücü, ayakta zor duratacak kadar güçlü. Kıvama gelmemiş bir kız ama içindeki azgınlık tütmeye başlamış.

Gülümsüyor. Dişleri beyaz, porselen gibi. “Ben de size yardım etmek istedim,” diyor. Masamın kenarına yaslanıyor. Kalçalarını masaya dayıyor. Etininin kenarı yukarı kayıyor. Uyluğunun pürüzsüz, taze derisi görünüyor. Elimin altındaki fareye sıkı sıkı basıyorum. Parmaklarım uyuşuyor, elim titriyor.

“Bana gerek yok, bitiriyorum,” diyorum. Ama o gitmiyor. Aksine, daha da yaklaşıyor. Omzuma dokunuyor. Parmakları ince, soğuk. Omzumda titreme yaratıyor. Teni tenime değince elektrik çarpıyormuş gibi oluyorum.

“Sanki çok yorgunsunuz,” diyor. Fısıltıyla söylüyor, sır veriyormuş gibi. “Kaslarınız çok gergin.”

Eliyle omzumu ovuyor. Masaj yapıyormuş gibi yapıyor ama her hareketinde bana değiyor. Göğsüme sürtünüyor. Yumuşak, dolgun göğüsleri koluma değiyor. Sütyenin sert dokusu kolumu biliyor. Kalbim hızla çarpıyor. Göğüs kafesimde bir darbe hissediyorum. Boğazım kuruyor, yutkunuyorum.

“Şule, bu uygun değil,” diyorum. Ama sesim inanılmaz derecede zayıf. Bir yandan da itmiyorum onu. Aksine, o dokunuşu istiyorum, o yasak meyveyi ağzıma koymasını bekliyorum.

“Neden uygun olmasın?” diyor. Kafasını yana eğiyor. Saçları omzuna düşüyor. “Biz burada yalnızız. Kimse görmüyor.”

Gözlerinin içine bakıyorum. O karanlık, derin gözler. İçlerinde bir yangın var. Bir azgınlık. Bu kız çıtır, ama içi çürümüş, azgın bir orospu gibi parlıyor. Bunu biliyorum. Daha önce de hissetmiştim. Koridorda geçerken bana sürtünmesi. Asansörde kalçalarını arkama yaslaması. Bunlar tesadüf değildi. Bu bir avdu, ve o avını kovalıyordu. Ve şimdi, avı kapanın içine girmişti.

Eli aşağı iniyor. Omzurdan koluma kayıyor. Bileğime dokunuyor. Teni tenime değince tekrar o elektrik. Nefesim hızlanıyor. Pantolumun içinde aletim uyanmaya başlıyor. İç çamaşırıma sıkışıyor, büyüyor, şişkinleşiyor. Acı ve zevk karışımı bir his. Kumaş geriliyor.

Ona bakıyorum. Dudaklarını yalıyor. Dilini dudaklarının üzerinde gezdiriyor. Yavaşça, tahrik edici bir şekilde. O dilin benim nerede olacağını düşünüyorum ve aletim taş gibi sertleşiyor.

“Şule,” diyorum. Uyarı amaçlı. Ama o umursamıyor.

Eli daha da aşağı iniyor. Uyluğuma dokunuyor. Parmakları bacaklarımı okşuyor. Pantolonumun kumaşını hissediyorum. Dokunuşları yanıyor, kumaşın altında tenimi yakıyor.

“Hiç merak etmediniz mi Davut Bey?” diye soruyor. Sesinde bir hile var. “Stajyerinizin altında ne olduğunu?”

Soruyu duyduğumda beynim uyuşuyor. Mantık devre dışı kalıyor. Sadece o an, o isteğe kalıyorum. O vücut, o bakış, o teklif. Düşünmeyi bırakıyorum, sadece hissediyorum.

Elini uyluğumun içine atıyor. Bastırıyor. Aletimi buluyor. Parmaklarıyla ucuna dokunuyor. Şişkin, sert başını hissediyor. Parmaklarının ucunda kalıyor, okşuyor.

“Oho,” diyor. Gülümsüyor, o havalı, küstah gülüşüyle. “Sanki o da merak etmiş.”

Kıvıyorum. Sandalyede hafifçe zıplıyorum. Kontrolü kaybediyorum. Bu kadar hızlı olmamalıydı. Bu kadar kolay olmamalıydı. Ama o oradaydı, bana dokunuyordu ve ben yanan bir ev gibi parlıyordum. Utanç ve arzu iç içe geçiyor.

“Hadi,” diyor. “Bırakın şu işi.”

Elini çekiyor ama yerine kendisini koyuyor. Önüme geliyor. Bacaklarını açıyor. Eteği yukarı kayıyor. Bacaklarının arasındaki karanlık boşluğu görüyorum. İçindeki beyaz külot. Dar, ıslak, belki de zaten sırılsıklam. O koku… Kadın kokusu. Am kokusu. Burnumu dolduruyor, zihnimi bulandırıyor. O taze, genç amın kokusu beni delirtecek.

“Oturun,” diyorum. Sesim gürültülü, komut verici. Artık dayanamıyorum.

Gülümsüyor. “Emredersiniz.”

Önüme dönüyor. Yavaşça, yılan gibi kucağıma oturuyor. Bacaklarını belime doluyor. Eteği yukarı sıyrılıyor. Kalçalarımın üzerinde çıplak tenini hissediyorum. Sıcak, yumuşak, pürüzsüz. Külotunun ince danteli aletimin üzerine baskı yapıyor. Sıcaklığı pantolonumun kumaşından geçiyor.

Ellerimi beline koyuyorum. İnce belini avuçluyorum. Parmaklarım derinine giriyor. O ince, genç beden. Ellerim titriyor. Ona dokunmak, bu yasak meyveyi tatmak beni delirtiyor. Kemiklerini hissediyorum, o gençliği avuçlarımın içinde.

Gözlerimin içine bakıyor. “Ne yapacaksınız bana Davut Bey?” diye soruyor. O kelimeleri ağzından çıkarken zevk suları artıyor. “Sikmek mi istiyorsunuz beni?”

Kelime havada asılı kalıyor. “Sikmek.” O kelimeden hoşlanıyorum. Kulaklarımda çınlıyor. Bu ofiste, o masum kızın ağzından o kelimeyi duymak beni patlatıyor.

“Sessiz misin?” diye soruyor. Kalçalarını ileri geri oynatıyor. Külotuyla aletimi sürtüyor. Sürtünme ateşi gibi yanıyor. “Sizi tahrik etmiyor muyum?”

Evet, ediyorsun. Delirtiyorsun beni. Dişlerimi sıkıyorum. Boynuma eğiliyor. Dudaklarımın ucuna öpücük konduruyor. Yumuşak, ıslak bir öpücük. Dilini dudaklarımın arasına sokuyor. Onu tadıyorum. Rujunun tadı, tuzlu tadı. Dilim onunla dans ediyor, dillerimiz birbirine dolanıyor.

Ellerim kalçalarında geziniyor. Külotunu aşağı çekiyorum. İnce lastiği uyluklarının üzerinden indiriyorum. Kalçalarını ifşa ediyorum. Pürüzsüz, beyaz, mükemmel bir kalça. Parmaklarım arasında kayıyor. O yumuşak eti avuçluyorum, sıkıyorum.

“Kaldır,” diyorum fısıltıyla.

Kalkıyor. Külotunu tamamen çıkarıp bir kenara atıyor. Tekrar kucağıma oturuyor. Bu sefer hiçbir engel yok. Çıplak amı çıplak aletimin üzerine baskı yapıyor. Sıcak, ıslak, şişkin dudaklarımı sarmaya başlıyor. Islaklığı pantolumun kumaşına işliyor, ıslak bir leke oluşturuyor.

Onu tutuyorum. Kalçalarından kavrayıp kendime doğru çekiyorum. Amını aletimin üzerine yaslıyorum. Sürtünme artıyor. Islaklığı yağ gibi görev yapıyor. İçime girmek istiyor, biliyorum. O daracık deliğin beni nasıl yutacağını hayal ediyorum.

“İçime al,” diye inliyor. “Lütfen, içime alın.”

Fermuarımda uğraşıyorum. Zorlanıyorım. Heyecandan ellerim beceriksizleşiyor. Sonunda açıyorum. Pantolumu ve boxerımı aşağı indiriyorum. Aletim serbest kalıyor. Havaya kalkıyor, dimdik, kırmızı, sert, damarlı. Hazır, bekliyor.

Şule bakıyor. Gözleri açılıyor, hayranlıkla. “Ne kadar büyük,” diyor. “Kocaman. İçimi yırtacak.”

Elini uzatıp tutuyor. Sıcak, yumuşak eli boşalmamı istiyor gibi sıkıyor. Başparmağı ucunu ovuşturuyor. Zevkten inliyorum. Başımı geriye atıyorum. Boynumun damarları beliriyor. Nefesim düzensizleşiyor.

“Şimdi,” diyorum. “Otur.”

Aletimi tutup amının ağzına getiriyor. Dudaklarını açıyor. Islaklığı başımı kaplıyor. Yavaşça aşağı iniyor. İçime girmeye başlıyor. Sıcak, dar, sıkı bir tünel gibi sarmaya başlıyor beni. İçeri girerken duvarlarım geriliyor, ona uyum sağlıyor. Beni yutuyor, canını acıtıyor ama istiyor.

Tamamen içine alıyor. Kalçalarımın üzerine oturuyor. İçinde dolu, dolgun bir his. İkimiz de nefesimizi tutuyoruz. Anın tadını çıkarıyoruz. İçimde o genç, azgın kızı hissetmek inanılmaz. O sıkı am duvarları aletimi boğuyor.

“Hareket et,” diyorum.

Kalçalarını yukarı kaldırıp indiriyor. İçimde girip çıkıyor. Her hareketinde zevk seline kapılıyorum. Islak sesler duyuluyor. “Vak, vak, vak.” Ofisin sessizliğini bozan o lez sesler. Birilerinin duymasından korkmalıyım ama umursamıyorum. Sadece o sese, o hisse odaklanıyorun. O ses, dünyanın en güzel müziği.

Göğüslerini avuçluyorum. Gömleğini yırtarcasına düğmelerini açıyorum. Sütyenini yukarı kaldırıyorum. Memelerini ifşa ediyorum. Pembe, sert uçlar. Parmaklarımla sıkıyorum. Çekiştiriyorum. O inliyor. Bağırıyor.

“Evet, sıkın,” diye bağırıyor. “Acıtırın beni. Kullanın beni.”

Bunu duyduğumda içimdeki canavar uyanıyor. Onu kullanmak istiyorum. Kullanmak, parçalamak, sahiplenmek. Bu ofiste, o masanın üzerinde, her yeri kirletmek istiyorum.

Kalçalarından tutup kendime doğru sertçe çekiş veriyorum. İçine daha derin giriyorum. Rahim ağzına dayanıyorum. O çığlık atıyor. “Ah! Evet!”

“Hadi, orospu,” diye fısıldıyorum kulağına. “Sik beni. Kendini bana ver.”

Kalçalarını hızla hareket ettiriyor. Ben de ona eşlik ediyorum. Kalçalarımı yukarı kaldırıp içine köklediğimde o çığlık atıyor. Ofis dolabı sallanıyor. Dosyalar düşüyor. Yerdedir, zeminde fayanslar çatırdıyor. Her şey yerle bir oluyor, umurumda değil.

“Çabuk,” diye yalvarıyor. “Boşalacağım. Amım patlıyor.”

Ellerim kalçalarında iz bırakacak şekilde sıkılıyor. Teni bembeyaz, parmaklarım kırmızı izler bırakıyor. Onu sertçe kullanıyorum. İstiyorum, alıyorum. O genç beden benim olmuş durumda.

“Ben de,” diyorum. Nefesim kesiliyor. “Geliyorum. Çok yakın.”

Hızlanıyoruz. Sesler artıyor. İnlemeler, çığlıklar, tekmeler. O zıplıyor, ben kaldırıyorum. Aletim onun içinde volkan gibi patlamaya hazır. Tokluk hissi inanılmaz.

Bir anda duruyor. Kasılıyor. İçimdeki kaslar sıvıyor. “Ah, Davut!” diye bağırıyor.

Amı sıvışıyor. Sıvılar fışkırıyor. İçimi dolduruyor. Islaklık, sıcaklık. Ben de patlıyorum. Tohumlarımı onun içine boşaltıyorum. Kasılıyorum, titriyorum. Gözlerimden yaşlar geliyor. Zevkten ölüyorum. O sıcaklık aletimden her yerine yayılıyor.

Üst üste düşüyoruz. Nefes nefese kalıyoruz. Ter kokusu, seks kokusu ofisi dolduruyor. Bir süre hareket etmiyoruz. Sadece nefes alıp veriyoruz. Kalbim göğüs kafesimden çıkacakmış gibi atıyor. Gözlerim kapanıyor, o anı uzatmak istiyorum.

Sonra o kalkıyor. Aletim içinden çıkıyor. Bir sesle ayrılıyoruz. Sıvılar aşağı akıyor. Pantolumun üzerine, bacaklarıma. Kirli bir manzara. Kirli, ama muhteşem.

Gülümsüyor. “Harikaydı,” diyor. “Ama bitmedi.”

Bakıyorum. “Ne?”

Dönüyor. Dört ayak üzerine, masamın üzerine yatıyor. Dosyaları yere düşürüyor, umursamadan. Kalçalarını havaya kaldırıyor. Göbeğim masanın ucuna dayanıyor. Amı sırılsıklam, açık, kırmızı. Arkasında ise o küçük, sıkı, kahverengi deliği. Göğüslerimde bir heyecan, bir korku. O deliği sikmek istiyorum. O sıkı giriği parçalamak istiyorum.

“Götünü de istiyorum,” diyorum. Sesim gürültülü, hırslı.

“Alın,” diyor. “Sizin. Her yeriniz benim.”

Ellerim kalçalarına gidiyor. Ayırıyorum. O deliği görüyorum. Dar, kasık. Parmağımı ıslatıyorum. Amından sıvı alıp götüne sürüyorum. Yağlıyor. Parmağımı içine sokuyorum. Kasılıyor. “Ah!”

“Hazır mısın?” diye soruyorum.

“Evet,” diyor. “Sikin beni. Oradan da alın.”

Aletimi göt deliğine sürtüyorum. Başını itiyorum. Girmiyor. Çok dar. Zorluyorum. Biraz giriyor. O çığlık atıyor. “Acıyor!”

“Hepsi,” diyorum. “Alacaksın. Hepsini yutacaksın.”

Daha sert itiyorum. Başı içine giriyor. Kasılıyor. Nefesini tutuyor. Daha da itiyorum. İçine giriyorum. Sıcak, sık, egzotik bir his. Amdan çok daha farklı. Daha gergin, daha yoğun. Daracık bir tünel.

Tamamen içine giriyorum. Kalçalarım onun kalçalarına bitişik. İçimde kıpır kıpır. O inliyor. “Kocaman. Çok büyük.”

“Hareket et,” diyorum.

O hareket ediyor ama zorlanıyor. Ben yardımcı oluyorum. Kalçalarını tutup içine girip çıkıyorum. Yavaşça başlıyorum. Islaklık az olduğu için sürtünme çok. Ama o acı ve zevk karışımı bir inilti çıkarıyor. O acıyı seviyor.

“Çabuk,” diye yalvarıyor. “Daha sert. Daha hızlı.”

Hızlanıyorum. Kalçalarına tokat atıyorum. “Patak!” Ses yankılanıyor. O çığlık atıyor. “Evet, tokatlayın! Beni orospu gibi sikin!”

Tokatlar artıyor. Kalçası kızarıyor. İçimdeki hareketler hızlanıyor. Götünü sikiyorum. O orospu. O genç, azgın orospu. İçimdeki canavarı doyuruyorum. Götü aletimi sıkıca sarıyor, boğuyor.

“Boşal,” diye yalvarıyor. “İçime boşal. Doldurun beni.”

Kasılıyorum. Bir daha patlıyorum. Göğsüne, sırtına, saçlarına. Tohumlarım her yere bulaşıyor. O da titriyor. Amından sıvılar fışkırıyor. İkimiz de sırılsıklam oluyoruz.

Bitiyoruz. Yere yığılıyoruz. Ofis bir savaş alanı gibi. Dosyalar dağılmış, terle ıslanmış, sıvılarla kaplı. Kokmuş, kirli, mutlu bir yıkım.

Kalkıyor. Külotını alıp giyiyor. Eteğini düzeltiyor. Gömleğini düğlemeye çalışıyor ama düğmeler kopmuş. Boşluk duruyor. “Teşekkürler Davut Bey,” diyor. Masum bir gülümsemeyle. “Yarın görüşürüz.”

Gidiyor. Kapıdan çıkıyor. Ben arkasından bakıyorum. Kalçalarının sallanışını. O azgın yürüyüşü. Sıvılar hala bacaklarından akıyor.

Yere oturuyorum. Başımı ellerimin arasına alıyorum. Ne yaptım? Bu bir hataydı. Ama o kadar mükemmel bir hataydı ki. Tekrar yapardım. Hemen şimdi. Tekrar. Ve tekrar.

Ofise bakıyorum. Dağınık. Kokulu. Kirli. Bu ofis artık benim için farklı bir anlama geliyor. Bu ofis, o stajyer kızın, o azgın orospunun, o gecenin tanığı. Burası artık sadece bir iş yeri değil, bir yuva değil, bir seks kulübü.

Kalkıyorum. Pantolonumu düzeltiyorum. Fermuarı çekiyorum. Aynaya bakıyorum. Yüzümde bir ifade yok. Sadece tatmin. Ve belki de biraz pişmanlık. Ama pişmanlık çok küçük. Zevk çok büyük. O zevk her şeyi gölgede bırakıyor.

Kapıyı kilitliyorum. Işıkları söndürüyorum. Karanlıkta yürüyen bir adam gibi çıkıyorum. Dışarıdaki soğuk hava yüzüme çarpıyor. Ama içim hala yanıyor. O yangın sönmedi. Sönmeyecek. En azından yarına kadar. Yarın o kapıdan tekrar girecek. Ve o tekrar gelecek. Ve biz tekrar yapacağız. Bunu biliyorum. Ve sabırsızlanıyoruz. O genç amın tadı damağımda. O götün darlığı aletimde hissediliyor. Benim artık bir kaçışım yok. Ve istemiyorum.