sonunda yengemi siktim

utfak saatinin tik tak sesleri, evin o sessiz ve ağır havasında yankılanıyor. Ben Fuat, mutfak tezgahına yaslanmış, elimdeki bardağı sürtükleyerek duruyorum. Kardeşim Suat işe gitti saatler önce, evde sadece ben ve yengem Mevlüde var. Evin içindeki o ince, neredeyse hissedilir bir gerilim, havada asılı duruyor. Mevlüde, tezgahın karşısında bulaşık yıkıyor. Sırtı bana dönük.

Eteği, dizlerinin hemen altında bitiyor, belindeki o ince kıvrımı ortaya çıkarıyor. Başörtüsü, kafasına sıkıca bağlı, enseye düşen ipek kumaşı her hareketinde hafifçe dalgalanıyor. Suat ondan bahsetmişti hep, “dindar, iffetli” diye. Ama ben o iffeti biliyorum. O gece, duvarın öbür tarafında duyduklarım bambaşka bir hikaye anlatıyordu. Suat’ın ona girdiğini hayal ettiğimde, o yükselen inilti sesleri, o “ah, bebeğim” diye bağırışları… Bu mutfaktaki sessizlikle hiçbir şekilde örtüşmüyordu.

Mevlüde bir tabağı yıkıyor, köpüklü elleri bulaşık süngerini sıkıca kavramış. Suyun sesi ve o ritmik hareketleri… İzliyorum. Gözlerim, belindeki o oyuğun üzerine kilitleniyor. Eteğinin altından bacaklarının düz çizgisi görünmüyor, ama hayal etmek zor değil. Suat anlatmıştı, “o kadın bir seks makinesi” demişti, gülerek. Şimdi o seks makinesi benim önümde, bulaşık yıkıyor.

“Çayın hazır mı Fuat?” diye soruyor, sırtını dönmeden. Sesi biraz titriyor, ya da ben öyle sanıyorum.

“Hazır yengem,” diyorum, sesim tok ama içeride bir yanık var. “Ağzın yanıyor, biraz da ondan.”

Kahkaha atıyor. O kahkahayla birlikte omuzları silkeleniyor, başörtüsünün ucunun hafifçe zıpladığını görüyorum. “Sen hep şakacı oldun be Fuat,” diyor. Elini kurulamak için havluya alıyor ve yavaşça dönüyor.

Yüzü hafifçe kızarık. Gözlerini kaçırmıyor ama bakışları biraz aşağıda, göğsümün ortasında asılı kalıyor. Vücudu, o bol evliliğine rağmen oldukça fit. Göğüsleri, bluzunun altında belirgin bir şekilde kabarıyor. Baştan aşağıya kapalı, ama o kumaşların altındaki bedenin ne kadar azgın olabileceğini biliyorum. Suat’ın odadan çıktığında yüzündeki o oboz ifade, Mevlüde’nin ise hala yanaklarında o parlak kırmızılık…

“Bana bir ver,” diyorum, çay bardağını ona uzatarak. Elinin dokunuşunu bekliyorum.

Bana doğru yaklaşıyor. İki adım atıyor, aramızdaki mesafe kapanıyor. Havuzun kenarına gelen bir kuş gibi duraksıyor. Eli, bardağı almak için uzanırken parmak uçları benim parmaklarımın üzerine hafifçe sürtünür. Elektrik çarpmış gibi bir sarsıntı hissediyorum ama yüz ifademde hiçbir şey değişmiyor. Bardağı alıyor, parmakları uzuyor, bu sefer kasıtlı olarak daha uzun süre temas ediyoruz. Parmaklarımın üzerindeki o cilt, pürüzsüz, sıcak.

“Teşekkürler,” fısıldıyor, gözlerini kaldırıp bana bakıyor. Göz bebekleri büyümüş. İçimdeki o kurt, kuyruğunu sallamaya başlıyor.

“Yengem,” diyorum, sesimi bir tık daha alçaltarak. “Suat işte yok.”

Biliyorum biliyorum. Ona ne söylemeye çalıştığımı anlıyor. Mevlüde’nin yüzünde bir anlık bir şaşkınlık, sonra da anlayışla karışık bir gülümseme belirmiyor. “Evet,” diyor, sesi biraz daha kalınlaşıyor. “Yalnızız.”

Suat’ın o geceki sözleri kulaklarımda çınlıyor: “O kadın, inlediğinde evin tahtalarını titretir.” Şimdi bu tahtalar, sadece bizim için titriyor. Mevlüde, çay bardağını tezgaha koyuyor. Sesi, camın ahşaba çarpma sesiyle keskinleşiyor. Sonra bana dönüyor, ellerini havluyla silmeye devam ediyor ama bu sefer hareketleri daha yavaş, daha provokatif.

“Bir şey mi olacak Fuat?” diye soruyor, o meşhur, hafif dalga geçen ama içinde bir arzu barındıran tonuyla.

Adım atıyorum. Aramızdaki mesafe tehlikeli bir hale geliyor. “Belki,” diyorum.

Elini çekiyor havludan ve beline bağlıyor. “Suat gelirse…”

“Suat gelmez,” diyorum, kesin bir tonla. “Ve sen… sen onunla her gece bağırarak sevişiyorsun, ben de duvarı delip duyuyorum. Yalancısın yengem.”

Yüzü bir an için hafifçe soluyor ama sonra o azgın ifadesi yerine geri dönüyor. “Duymaman gerekirdi,” diyor, ama sesinde hiçbir pişmanlık yok. Aksine, bir meydan okuma var. “Ama iş işten geçti.”

Ellerimi beline koyuyorum. Kumaşının üzerindeki o sıcaklığı avuçlarımın içine alıyorum. Beli ince, kemikleri sert. Cildi, elime temas eden kumaşın altında hafifçe titriyor. Gözlerini kapatıyor, başını hafifçe geriye atıyor. Bu, bir teslimiyet değil, bir haz daveti.

“Bunu istiyorsun,” diyorum, yüzünüme yaklaşıyorum. Nefesim boynuna çarpıyor. “Biliyorsun istiyorsun.”

Eli, gömleğimin yakasını tutuyor, parmakları beyaz kumaşı sıkıca kavramış. “Sadece sik,” diyor, kelimeler boğazında düğümleniyor. “Sadece beni sik.”

O an, evin içindeki tüm ahitler, tüm ahlak kuralları çöküyor. Benim için zaten çoktan çöküştüler. Dudaklarımı boynuna gömüyorum. Derisine, o ince, hassas derisine dokunuyorum, dilimi sürüklüyorum. Tuzlu, hafif terli bir koku var. Kadın kokusu. Mevlüde titriyor, boynunu bana doğru uzatıyor, elleri saçlarımı okşuyor.

Ellerim, belinden aşağıya iniyor. Etek lastiğini yakalıyorum. Parmaklarım, o sıcak tenine dokunmak için sabırsızlanıyor. Eteğini yukarı doğru çekiyorum, yavaşça, her santiminde bir zevk iniltisi duyarak. Etek beline toplanıyor, şimdi bacakları açığa çıkıyor. Bacakları pürüzsüz, tüylerin yok denecek kadar az olduğu, sadece ten var.

Dizlerinin arkasından avuçlarımı kaydırıyorum, kalçalarına doğru yukarı çıkıyorum. Kalçaları sert, dolgun. Elini gömleğimin düğmelerine atıyor, aceleyle, hırsla açıyor. Düğmeler yere fırlıyor ama umursamıyoruz. Gömleğimi sıyırtıyor, göğsümü ortaya çıkarıyor. Tırnaklarımı sırtımda hissediyorum, acı ama hoş bir acı.

Dudaklarımız birleşiyor. Önce hafifçe, sonra hırsla. Dilim onun ağzına giriyor, onunki ile dans ediyor. Tadı… Çay ve o kadın kokusu. Ellerim, şimdi kalçalarını sıkıca kavramış, onu kendime doğru çekiyorum. Sikimin, pantolonumun içinde kabardığını, şiştiğini hissediyorum. O da hissediyor, kalçalarını bana doğru bastırıyor, sertleşmiş yarağımı hissetmek için.

“Yatağa,” diye hırıltılı bir sesle emrediyorum.

Kafasını sallıyor ama dudaklarını ayırmıyor. Elini elimden tutuyor, beni koridora sürüklüyor. Yatak odasına, Suat’ın ve Mevlüde’nin yatağına. Suat’ın yatağı. Bu durum beni daha da çok tahrik ediyor. Kardeşimin karısı, kardeşimin yatağında beni istiyor.

Odaya giriyoruz. Yatak, ortada, üzeri dağınık. Mevlüde, beni yatağa itiyor. Ben düşüyorum, sırtım yatağa çarpıyor. O ise üzerine eğiliyor, eteği hala belinde toplanmış. Üzerindeki bluzu çıkarıyor, atıyor yere. Sütyeni yok. Göğüsleri serbest, uçları sert ve dik. Onları görüyorum, o koyu renkli areolaları, dikleşmiş meme uçlarını.

Ağzımdan bir inilti kopuyor. “Gel,” diyorum.

O ise yavaşça, tezgah gibi önümde duruyor. Elinin hareketiyle eteğini tamamen çıkarıyor. Şimdi sadece külotlu çorabı ve o ince, dantel külotu var. Bacaklarını açıyor, benim bacaklarımın arasına giriyor. Sikim, pantolonun altında canavar gibi kıvranıyor.

Öne eğiliyor, göğüslerini yüzüme bastırıyor. Dudaklarım, meme uçlarını arıyor, buluyor, emiyor. Dişlerimi hafifçe geçiriyorum, o inliyor. “Ah Fuat,” diye fısıldıyor, parmakları saçlarımı sıkıca tutuyor. “Daha sert.”

Dişlerimi daha sert geçiriyorum, o daha yüksek sesle inliyor. Ellerim, kalçalarına gidiyor, külotunu aşağı çekiyorum. Külotunu dizlerine kadar indiriyorum, sonra da tamamen çıkarıp fırlatıyorum. Şimdi o tamamen çıplak, sadece külotlu çorabı var. Bacakları arasındaki o yeri, o sulak, bekleyen amcığını görüyorum.

Parmaklarımı oraya götürüyorum. Islak, sıcak. Parmağımı hafifçe sokuyorum, o titriyor. “Hazır mısın?” diye soruyorum, ama cevabı biliyorum.

“Beni sik,” diye bağırıyor. “Şimdi!”

Pantolonumun kemerini çözüyorum, fermuarı indiriyorum. Aletim, dışarı fırlıyor, havada dalgalanıyor. O bakıyor, gözleri büyümüş. “Büyük,” diye fısıldıyor. “Suat’ınkinden büyük.”

Gülümsüyorum. “Biliyorsun.”

Onu yatağa yatırıyorum, sırtüstü. Bacaklarını omuzlarıma alıyorum. Sikimi, o sulak amcığına dayıyorum. İçeri girmek için sabırsızlanıyorum, ama biraz olsun oynmak istiyorum. Başını sürtüyorum dudaklarına, o inliyor, kalçalarını yukarı kaldırıyor, içeri girmemi istiyor.

“Lütfen,” diye yalvarıyor. “Sik beni.”

Bir anda içine giriyorum. Tek bir sert hareketle, köküne kadar. O çığlık atıyor, başını geriye atıyor. “Ah!” diye bağırıyor. “Tanrım!”

Harekete geçiyorum. İçine girip çıkıyorum, ritmik, sert. İçindeki duvarlar, sikimi sıkıca sarıyor, her hareketinde daha da daralıyor. O inliyor, bağırıyor, elleri çarşafları sıkıca kavramış. “Daha sert,” diye bağırıyor. “Daha hızlı!”

İstediğini veriyorum. Sikimi, onun amcığının derinliklerine kadar vuruyorum. Taşaklarım, poposuna çarpıyor, sesler yankılanıyor odada. Terliyoruz, nefeslerimiz kesiliyor. O, yüzünü yastığa gömüyor, iniltileri boğuluyor ama yine de duyuluyor.

“Boşalacağım,” diye bağırıyor. “Boşalacağım Fuat!”

“Hadi,” diyorum, nefes nefese. “Boşal bana!”

Vücudu kasılıyor, titriyor. “Ah!” diye çığlık atıyor. “Ah! Ah! Ah!” Orgazm oluyor, amcığı kasılarak sikimi sıkıca sıkıyor. Ben de daha fazla dayanamıyorum, içine boşalıyorum. Spermlerim, onun içine fışkırıyor. O, titreyerek, inleyerek orgazmının tadını çıkarıyor.

Üzerine yığılıyorum, nefes nefese. Yüzü, saçları ıslak, terli. Gözlerini açıyor, bana bakıyor. Gülümsüyor. O gülümseme, bir şeylerin değiştiğini, hiçbir zaman eskisi gibi olmayacağını söylüyor.

“Suat dönmeden,” diye fısıldıyor. “Bir daha.”

Gülümsüyorum. “Bir daha.”

Ama bitmedi. İçimdeki o kurt hala aç. Sikim, hala sert, hala istekli. Onu çeviriyorum, yüzükoyun. Kalçaları, havada, bana doğru duruyor. “Götünü de istiyorum,” diyorum.

O titriyor ama kaçmıyor. “Sadece yavaş,” diye fısıldıyor. “Çok acıtıyor.”

Parmaklarımla, o dar deliği yağlıyorum. Tükürük kullanıyorum, kayganlaştırıyorum. Sikimi, deliğine dayıyorum. Yavaşça, baskı uyguluyorum. O inliyor, başını yastığa gömüyor. “Ah,” diye fısıldıyor.

Başı giriyor. O titriyor, nefesini tutuyor. Biraz daha ilerliyorum. İçine giriyorum, o dar, sıcak delik. O çığlık atıyor, ama bu sefer çığlıkta acı ve zevk karışık. “Dur,” diye yalvarıyor. “Biraz bekle.”

Bekliyorum, onun alışmasını sağlıyorum. Sonra yavaşça hareket etmeye başlıyorum. İçine girip çıkıyorum. O inliyor, ama bu sefer iniltileri daha farklı, daha derin. “İyi hissettiriyorsun,” diye fısıldıyor. “Devam et.”

Hızlanıyorum. Sikimi, onun götünün derinliklerine kadar vuruyorum. O inliyor, bağırıyor, elleri çarşafları yırtarcasına sıkıyor. “Boşalacağım,” diye bağırıyor tekrar. “Boşalacağım!”

“Hadi,” diyorum. “Boşal!”

Vücudu kasılıyor, titriyor. Orgazm oluyor, götü kasılarak sikimi sıkıca sıkıyor. Ben de daha fazla dayanamıyorum, onun götüne boşalıyorum. Spermlerim, onun içinde fışkırıyor.

Üzerine yığılıyorum, nefes nefese. O, titreyerek, inleyerek orgazmının tadını çıkarıyor. Bir süre böyle kalıyoruz, sonra yana yatıyoruz. Birbirimize bakıyoruz. Gözlerimiz, birbirimize bağlı, anlayışla dolu.

“Bu,” diye fısıtlıyor Mevlüde. “Bu… bu çok iyiydi.”

“Evet,” diyorum. “Çok iyiydi.”

Suat dönmeden önce hemen toparlanıyoruz. Giyiniyoruz, yatağı düzeltiyoruz. Mutfakta çaylarımızı içiyoruz, sanki hiçbir şey olmamış gibi. Ama havadaki o koku, o seks kokusu, her yerde. Ve biliyoruz ki, bu sadece başlangıç.

Bir süre sessizce oturuyoruz. Mevlüde, çay bardağını elinde çeviriyor, bakışları boşlukta. Düşünüyor. Sonra birden ayağa kalkıyor.

“Tuvalete gideceğim,” diyor. “Biraz temizlenmem lazım.”

Gülümsüyorum. “Tamam yengem.”

Gidiyor. Ben mutfakta kalıyorum, bu kez sessizliği dinliyorum. Ama bu sessizlik, önceki gibi değil. Bu, bir başlangıcın sessizliği. Ve ben, o başlangıcın tam ortasındayım.

Mevlüde geri dönüyor. Yüzü yıkanmış, saçları düzeltilmiş ama gözlerindeki o ifade, o azgın ifade hala orada. Elinde bir havlu var.

“Bunu,” diyor, havluyu bana uzatarak. “Temizlemene yardım edeyim.”

Sikime bakıyor, hala biraz sert, hala biraz ıslak. “Tamam,” diyorum.

Yanaşıyor, havluyu sikime sürüyor. Yavaşça, nazikçe siliyor. Dokunuşu, hafifçe titriyor. Sikim, tekrar sertleşmeye başlıyor. O fark ediyor, gülümsüyor.

“Hazır mısın?” diye soruyor.

“Hazırım,” diyorum.

Havluyu yere atıyor. Eteğini yukarı çekiyor, külotunu indiriyor. Bacaklarını açıyor, benim önümde duruyor. Sikimi, eline alıyor, okşuyor. Sonra ağzına alıyor.

Dilini, sikimin etrafında dolaştırıyor. Emiyor, yalıyor. Sikim, ağzının içinde büyüyor, sertleşiyor. O emiyor, başını ileri geri hareket ettiriyor. Boğazına kadar alıyor, ama yutmuyor, sadece emiyor.

“Yavaşça,” diyorum. “Boğazına sakın.”

Gözlerini kaldırıp bana bakıyor, gülümsüyor. “Merak etme,” diyor. Sikimi ağzından çıkarıyor. “Biliyorum nasıl yapacağımı.”

Tekrar ağzına alıyor, ama bu sefer daha hızlı, daha hırslı. Sikimi, ağzının derinliklerine kadar alıyor, sonra tekrar dışarı çıkarıyor. Tükürük kullanıyor, kayganlaştırıyor. Sikim, ağzının içinde kayıyor, geliyor.

“Boşalacağım,” diyorum.

O emmeye devam ediyor. Sikimi, ağzının içinde sıkıca kavramış. Ben dayanamıyorum, ağzına boşalıyorum. Spermlerim, ağzına fışkırıyor. O yutuyor, hepsini yutuyor. Sonra sikimi ağzından çıkarıyor, dudaklarını temizliyor.

“Lezzetli,” diyor.

Gülümsüyorum. “Sen de.”

Mutfak tezgahına, yine başlıyoruz. Bu kez daha yavaş, daha tutkulu. O, tezgaha yaslanıyor, ben arkasına geçiyorum. Sikimi, amcığına dayıyorum. İçine giriyorum, yavaşça. O inliyor, başını geriye atıyor. İçinde hareket ediyorum, yavaşça, ritmik. O inliyor, elleri tezgahı sıkıca tutuyor.

“Seni seviyorum Fuat,” diye fısıldıyor.

“Ben de seni seviyorum yengem,” diyorum.

Hızlanıyorum. Sikimi, onun amcığının derinliklerine kadar vuruyorum. O inliyor, bağırıyor. “Boşalacağım,” diye bağırıyor. “Boşalacağım!”

“Hadi,” diyorum. “Boşal bana!”

Vücudu kasılıyor, titriyor. Orgazm oluyor, amcığı kasılarak sikimi sıkıca sıkıyor. Ben de daha fazla dayanamıyorum, içine boşalıyorum. Spermlerim, onun içine fışkırıyor.

Üzerine yatıyorum, nefes nefese. O, titreyerek, inleyerek orgazmının tadını çıkarıyor.

“Suat dönmeden,” diye fısıtlıyor. “Gitmeliyim.”

“Haklısın,” diyorum. “Ama bu bitmedi.”

Gülümsüyor. “Biliyorum.”

Giyinip ayrılıyoruz. Ben eve gidiyorum, yengem evde kalıyor. Ama aklım, kalbim, her şeyim orada, o mutfakta, o yatak odasında kaldı. Ve biliyorum ki, bu sadece başlangıç. Suat’ın karısı, benim yengem, artık sadece benim. Ve ben, onu her zevkte, her pozisyonda, her yerde sikmek istiyorum.

Ertesi gün, yine Suat işte, yine evde yalnızız. Kapıyı açıyor, içeri giriyorum. Mevlüde, mutfakta, yine bulaşık yıkıyor. Sırtı bana dönük. Eteği, dizlerinin altında. Başörtüsü, kafasına sıkıca bağlı.

“Merhaba Fuat,” diyor, sesi hafifçe titriyor.

“Merhaba yengem,” diyorum. “Nasılsın?”

Kafasını çevirip bana bakıyor. Gözlerinde o ifade, o azgın ifade hemen beliriyor. “İyiyim,” diyor. “Sen?”

“Ben de iyiyim,” diyorum, yanına yaklaşıyorum. Ellerimi beline koyuyorum. “Dün…”

“Dün harikaydı,” diyor, aramızdaki mesafeyi kapatıyor. “Bugün ne yapacağız?”

Gülümsüyorum. “Her şeyi.”

Eli, gömleğimin yakasını tutuyor, açıyor. Gömleğimi sıyırtıyor, göğsümü ortaya çıkarıyor. Dudaklarımı boynuna gömüyorum, tenini emiyorum. O inliyor, başını geriye atıyor.

“Yatak odasına,” diye fısıldıyor.

Kolundan tutup sürüklüyorum. Yatak odasına, Suat’ın yatağına. Bu kez daha acelemiz yok, daha çok zevk almak istiyoruz. Üzerindeki kıyafetleri yavaşça çıkarıyoruz. Bluzunu, eteğini, sütyenini, külotunu. Şimdi tamamen çıplak, sadece külotlu çorabı var. Bacaklarını açıyor, beni bekliyor.

Üzerine eğiliyorum, dudaklarını öpüyorum. Dilim, onunla dans ediyor. Ellerim, göğüslerini okşuyor, meme uçlarını sıkıyorum. O inliyor, kalçalarını yukarı kaldırıyor.

Sikimi, amcığına dayıyorum. İçine giriyorum, yavaşça, tadını çıkararak. O inliyor, elleri sırtımı çiziyor. İçinde hareket ediyorum, ritmik, sert. O inliyor, bağırıyor.

“Daha sert,” diye bağırıyor. “Daha hızlı!”

İstediğini veriyorum. Sikimi, onun amcığının derinliklerine kadar vuruyorum. Taşaklarım, poposuna çarpıyor, sesler yankılanıyor odada. Terliyoruz, nefeslerimiz kesiliyor.

“Boşalacağım,” diye bağırıyor. “Boşalacağım Fuat!”

“Hadi,” diyorum. “Boşal bana!”

Vücudu kasılıyor, titriyor. Orgazm oluyor, amcığı kasılarak sikimi sıkıca sıkıyor. Ben de daha fazla dayanamıyorum, içine boşalıyorum. Spermlerim, onun içine fışkırıyor.

Üzerine yatıyorum, nefes nefese. O, titreyerek, inleyerek orgazmının tadını çıkarıyor.

“Götünü de istiyorum,” diye fısıtlıyor kulakına.

O titriyor ama kaçmıyor. “Sadece yavaş,” diye fısıldıyor.

Onu çeviriyorum, yüzükoyun. Kalçaları, havada, bana doğru duruyor. Parmaklarımla, o dar deliği yağlıyorum. Sikimi, deliğine dayıyorum. Yavaşça, baskı uyguluyorum. O inliyor, başını yastığa gömüyor. “Ah,” diye fısıldıyor.

Başı giriyor. O titriyor, nefesini tutuyor. Biraz daha ilerliyorum. İçine giriyorum, o dar, sıcak delik. O çığlık atıyor, ama bu sefer çığlıkta acı ve zevk karışık. “Dur,” diye yalvarıyor. “Biraz bekle.”

Bekliyorum, onun alışmasını sağlıyorum. Sonra yavaşça hareket etmeye başlıyorum. İçine girip çıkıyorum. O inliyor, ama bu sefer iniltileri daha farklı, daha derin. “İyi hissettiriyorsun,” diye fısıldıyor. “Devam et.”

Hızlanıyorum. Sikimi, onun götünün derinliklerine kadar vuruyorum. O inliyor, bağırıyor, elleri çarşafları yırtarcasına sıkıyor. “Boşalacağım,” diye bağırıyor tekrar. “Boşalacağım!”

“Hadi,” diyorum. “Boşal!”

Vücudu kasılıyor, titriyor. Orgazm oluyor, götü kasılarak sikimi sıkıca sıkıyor. Ben de daha fazla dayanamıyorum, onun götüne boşalıyorum. Spermlerim, onun içinde fışkırıyor.

Üzerine yığılıyorum, nefes nefese. O, titreyerek, inleyerek orgazmının tadını çıkarıyor. Bir süre böyle kalıyoruz, sonra yana yatıyoruz. Birbirimize bakıyoruz. Gözlerimiz, birbirimize bağlı, anlayışla dolu.

“Suat dönmeden önce gitmeliyim,” diye fısıtlıyor.

“Haklısın,” diyorum. “Ama unutma, bu bitmedi.”

Gülümsüyor. “Biliyorum.”

Giyinip ayrılıyoruz. Ben eve gidiyorum, yengem evde kalıyor. Ama aklım, kalbim, her şeyim orada, o mutfakta, o yatak odasında kaldı. Ve biliyorum ki, bu sadece başlangıç. Suat’ın karısı, benim yengem, artık sadece benim. Ve ben, onu her zevkte, her pozisyonda, her yerde sikmek istiyorum.

Ertesi gün, yine Suat işte, yine evde yalnızız. Kapıyı açıyor, içeri giriyorum. Mevlüde, mutfakta, yine bulaşık yıkıyor. Sırtı bana dönük. Eteği, dizlerinin altında. Başörtüsü, kafasına sıkıca bağlı.

“Merhaba Fuat,” diyor, sesi hafifçe titriyor.

“Merhaba yengem,” diyorum. “Nasılsın?”

Kafasını çevirip bana bakıyor. Gözlerinde o ifade, o azgın ifade hemen beliriyor. “İyiyim,” diyor. “Sen?”

“Ben de iyiyim,” diyorum, yanına yaklaşıyorum. Ellerimi beline koyuyorum. “Dün…”

“Dün harikaydı,” diyor, aramızdaki mesafeyi kapatıyor. “Bugün ne yapacağız?”

Gülümsüyorum. “Her şeyi.”

Eli, gömleğimin yakasını tutuyor, açıyor. Gömleğimi sıyırtıyor, göğsümü ortaya çıkarıyor. Dudaklarımı boynuna gömüyorum, tenini emiyorum. O inliyor, başını geriye atıyor.

“Yatak odasına,” diye fısıldıyor.

Kolundan tutup sürüklüyorum. Yatak odasına, Suat’ın yatağına. Bu kez daha acelemiz yok, daha çok zevk almak istiyoruz. Üzerindeki kıyafetleri yavaşça çıkarıyoruz. Bluzunu, eteğini, sütyenini, külotunu. Şimdi tamamen çıplak, sadece külotlu çorabı var. Bacaklarını açıyor, beni bekliyor.

Üzerine eğiliyorum, dudaklarını öpüyorum. Dilim, onunla dans ediyor. Ellerim, göğüslerini okşuyor, meme uçlarını sıkıyorum. O inliyor, kalçalarını yukarı kaldırıyor.

Sikimi, amcığına dayıyorum. İçine giriyorum, yavaşça, tadını çıkararak. O inliyor, elleri sırtımı çiziyor. İçinde hareket ediyorum, ritmik, sert. O inliyor, bağırıyor.

“Daha sert,” diye bağırıyor. “Daha hızlı!”

İstediğini veriyorum. Sikimi, onun amcığının derinliklerine kadar vuruyorum. Taşaklarım, poposuna çarpıyor, sesler yankılanıyor odada. Terliyoruz, nefeslerimiz kesiliyor.

“Boşalacağım,” diye bağırıyor. “Boşalacağım Fuat!”

“Hadi,” diyorum. “Boşal bana!”

Vücudu kasılıyor, titriyor. Orgazm oluyor, amcığı kasılarak sikimi sıkıca sıkıyor. Ben de daha fazla dayanamıyorum, içine boşalıyorum. Spermlerim, onun içine fışkırıyor.

Üzerine yatıyorum, nefes nefese. O, titreyerek, inleyerek orgazmının tadını çıkarıyor.

“Götünü de istiyorum,” diye fısıtlıyor kulakına.

O titriyor ama kaçmıyor. “Sadece yavaş,” diye fısıtlıyor.

Onu çeviriyorum, yüzükoyun. Kalçaları, havada, bana doğru duruyor. Parmaklarımla, o dar deliği yağlıyorum. Sikimi, deliğine dayıyorum. Yavaşça, baskı uyguluyorum. O inliyor, başını yastığa gömüyor. “Ah,” diye fısıtlıyor.

Başı giriyor. O titriyor, nefesini tutuyor. Biraz daha ilerliyorum. İçine giriyorum, o dar, sıcak delik. O çığlık atıyor, ama bu sefer çığlıkta acı ve zevk karışık. “Dur,” diye yalvarıyor. “Biraz bekle.”

Bekliyorum, onun alışmasını sağlıyorum. Sonra yavaşça hareket etmeye başlıyorum. İçine girip çıkıyorum. O inliyor, ama bu sefer iniltileri daha farklı, daha derin. “İyi hissettiriyorsun,” diye fısıtlıyor. “Devam et.”

Hızlanıyorum. Sikimi, onun götünün derinliklerine kadar vuruyorum. O inliyor, bağırıyor, elleri çarşafları yırtarcasına sıkıyor. “Boşalacağım,” diye bağırıyor tekrar. “Boşalacağım!”

“Hadi,” diyorum. “Boşal!”

Vücudu kasılıyor, titriyor. Orgazm oluyor, götü kasılarak sikimi sıkıca sıkıyor. Ben de daha fazla dayanamıyorum, onun götüne boşalıyorum. Spermlerim, onun içinde fışkırıyor.

Üzerine yığılıyorum, nefes nefese. O, titreyerek, inleyerek orgazmının tadını çıkarıyor. Bir süre böyle kalıyoruz, sonra yana yatıyoruz. Birbirimize bakıyoruz. Gözlerimiz, birbirimize bağlı, anlayışla dolu.

“Suat dönmeden önce gitmeliyim,” diye fısıtlıyor.

“Haklısın,” diyorum. “Ama unutma, bu bitmedi.”

Gülümsüyor. “Biliyorum.”

Giyinip ayrılıyoruz. Ben eve gidiyorum, yengem evde kalıyor. Ama aklım, kalbim, her şeyim orada, o mutfakta, o yatak odasında kaldı. Ve biliyorum ki, bu sadece başlangıç. Suat’ın karısı, benim yengem, artık sadece benim. Ve ben, onu her zevkte, her pozisyonda, her yerde sikmek istiyorum.