kız bana abi diyordu ama birlikte olduk
üneş öğle vakti tam tepemdeyken büfenin camından içeri süzülüyor, tezgâhın üzerindeki domates ve biberlerin tozunu attırıyordu. Otuz beş yaşındayım, bu işi yapalı on yıl oldu ama hala göğüs kafesimi sıkan bu boğucu sıcağa alışamam. Ellerimi kirli, yağlı bir havluya silerken çevreme tembel bir gözle atıyorum. Çarşıda hareketlilik var; inşaat işçileri, üniversiteli kızlar, alışveriş poşetleriyle yüklenmiş ev kadınları… hepsi bir şeyler uğruna koşturup duruyor, terliyor, birbirine çarpıyor. Benim için ise gün yavaş akıyor, öyle bir akıyor ki zamanın durduğunu sanıyorum. Büfede çalışan elemanlarım dışarıda demir atıp, kendilerinden geçmiş bir şekilde sigara içerken ben içeride hesap kitap yapıyorum, ya da öyle görünüyorum. Aslında aklım başka yerde, yoksa demek istediğim, aklım her zaman olduğu gibi kadınlarda. Onların bacaklarında, göğüslerinde, bana baktıklarındaki o gizli arzularda. yollu.net
Yakışıklı olduğumu biliyorum, bana söyleyenler olmazsa bile aynaya her baktığımda net bir şekilde görüyorum. Siyah saçlarım hala dökülmedi, aksine daha parlak, çene hatlarım sert, bakışlarım keskin ve dik. Üzerimdeki dar keten gömlek, kaslı göğsümü ve kollarımı sıkıca sarmış durumda, terle vücuduma yapışmış. Biraz da param var. Bu semtte büfeyi işletmek, lüks bir araba kullanmak ve cüzdanı her zaman dolu gezmek, kadınlara karşı otomatik manyetik bir alan yaratıyor. Ben de çapkın biriyim, bunu saklamam, saklamaya bile gerek duymam. Otuz beş yaşındayım, hala her gün yeni bir av peşindeyim ve genellikle de bulurum. Ama son zamanlarda kafamı allak bullak eden, uykularımı kaçıran tek birisi var. Zeynep.yollu.net
Dükkanın kapısı zili çalar, ana kapı menteşelerinden acı, gıcırtılı bir sesle açılır. Gözümü kaldırıp bakarım. İçeri süzülen o ince, zarif figür hemen tanıdık gelir. Zeynep. Henüz on sekiz yaşına yeni basmış, taze, diri ve bir o kadar da masum görünen bir kız. Ama bana baktığı bakışlarda hiç bir masumiyet yok. O bakışlar, yanan bir ateş, aç bir ağız. Siyah, dalgalı saçları omuzlarına dökülüyor, üzerinde dar, beline yapışan bir jean şort ve beyaz, ince askılı, vücudunun hatlarını net bir şekilde ortaya koyan bir bluz var. Vücudu henüz tam anlamıyla oturmuş ama fıstık gibi belli ediyor; genç, diri etler, henüz adam elinin değmediği o gerginlik. Adımlarıyla büfeye gelirken her hareketinde o gizli arzuyu hissedebiliyorum. Kalçalarının sallanışı, yürürken bacaklarının birbirine sürtünmesi, hepsi bilinçli bir teklif gibi.yollu.net
Gülümsüyor, sadece bakışlarını bana dikti. Gözleri koyu, derinlikleri okunamaz ama niyeti belli. Sipariş vermek için değil, beni görmek için gelmiş. Bu duruma alışkınım ama her seferinde kanımda bir uyarı alarmı çalıyor. O kadar genç, benimle aramda koca bir yaş farkı var. On beş, belki on yedi yıl. Ama o umursamıyor gibi tezgâha yanaşıyor, o genç teni benim yakınlığımı arzuluyor.yollu.net
“Merhaba Furkan abi,” diyor. Sesi ince, biraz titrek ama kararlı. O titreme, heyecandan mı yoksa korkudan mı belli değil, ama benim hoşuma gidiyor.yollu.net
İçimde o tanıdık sızıyı, o alt karındaki ateşi hissediyorum. “Merhaba Zeynep, nasılsın? Okul nasıl gidiyor?” diye soruyorum, sesim sakin olmaya çalışsa da kalınlaşmaya başlıyor.
“İyi,” diyor, parmaklarıyla tezgâhın kenarındaki somun ekmekleri oynatırken. “Sıkıldım biraz, dışarıda hava çok sıcak, biraz içeri girip serinlemek istedim.”
Gözlerimi onun üzerinden ayırmıyorum. Üzerindeki bluzun altından göğüslerinin hafif kabarması, nefes alıp verişini izliyorum. Ter damlacıkları boynuna iniyor, teninin pürüzsüzlüğü güneşin altında parlıyor. Bu kız bilerek bu kadar yakın duruyor. Bilerek beni etkilemeye çalışıyor, beni tahrik ediyor. O genç vücut, henüz bir kadına dönüşmüş ama hala bir kız gibi taze.
“Serinlemek isterse buyur,” diyorum, sesim biraz kalınlaşarak, gözlerini göğüslerinden yüzüne çeviriyorum. “Bir içecek ister misin? Soğuk kola, meyve suyu?”
“Hayır, abi,” diyor, gözlerini kaçırarak sonra tekrar bana dikti. “Aslında… arabanın lastiği inmiş, babam evde yok, tamir etmeye çalıştım ama beceremedim. Belki yardım edersin?”
Bu yalanı biliyorum. Babasının arabasını kullanma izni olmadığını biliyorum, lastiğin inmesi falan yok. Bu sadece bir bahane. Ama o bana yardım etmem için bahane üretiyorsa, ben de oynamaya hazırım. Yüzüme sinsi, iştah kabartan bir gülümseme yerleşiyor. O genç kızı, o utangaç tavırlarının altındaki yalanı görüyorum ve hoşuma gidiyor.
“Tabii ki kızım, memnuniyetle,” diyorum. “Ama şu an dışarı çok sıcak, benim ufak tefek işlerim var. Depoda arabanın alet kutusu falan var, oradan bir şeyler bulup çıkarırız. Gelin.”
Elini tutup ona doğru uzanıyorum. Eli yumuşacık, teni sıcak ve bebeksi. Elimin içine girdiğinde hafifçe titriyor. Bu tepki beni daha da heyecanlandırıyor. Onu tezgâhın arkasından geçirip, arka taraftaki depoya doğru yönlendiriyorum. Yürürken omzuna dokunuyor, elimi beline atıyormuş gibi yaparak ona temas ediyorum. Teni sıcak, kokusu o genç, taze kız kokusuyla burnumu dolduruyor.
Depo loş, serin ve biraz da dar bir yer. Raflar yukarıya kadar dolu, kutular, poşetler, çuvallar… İçerisi biraz dağınık, buraya sık sık gelip çalışırım ama yine de içinde bir gizem var. Kapıyı arkamızdan kapatıyorum, kilitin “tak” sesi yankılanıyor. İçerisi sessizleşiyor, sadece dışarıdaki uğultunun loş bir hali duyuluyor.
Zeynep ortada duruyor, etrafına şaşkınlıkla bakınıyor. “Buraya hiç gelmemiştim,” diyor, sesi yankılanıyor.
“Evet, karışık bir yer ama işe yarıyor,” diyorum, rafların arasına geçip bir şeyler arıyormuş gibi yapıyorum. Aslında onun hareketlerini izliyorum. Ayağa kalkıp raflardan bir kutu indirirken gömleğim yukarı kalkıyor, karnımın kasları görünüyorum. Onun bakışlarını üzerimde hissediyorum. O benim kaslı bedenimi izliyor, gözleriyle beni yalamaya çalışıyor.
O an, Zeynep aniden yanıma yaklaşıyor. Aramızdaki mesafe kapanıyor. Nefesi yüzüme vuruyor, o hafif, çiçeksi ve biraz da terli kokusu burnumu dolduruyor. Kalbim hızla atmaya başlıyor, göğsümde bir gerilim hissediyorum. Sikim pantolonumun içinde hareketleniyor, uyanmaya başlıyor.
“Furkan abi,” diyor, sesi bir fısıltı gibi.
“Evet kızım?”
Başını kaldırıp bana bakıyor. Gözlerinde o ateşli parıltıyı görüyorum. “Bana yardım etmek istiyorum,” diyor, eli kaslı koluma dokunuyor.
Eli temas ettikçe cildimde uyuşukluk ve ateş aynı anda hissediyorum. “Bana yardım etmek istiyorsun?” diye soruyorum, sesim kalın, hırıltılı. Gözlerinin içine baka baka soruyorum.
“Evet,” diyor, bir adım daha atıyor. Şimdi tam yanımda, bedenleri neredeyse temas ediyor. “Sana yardım etmek istiyorum… her şeyde.”
Bu sözler üzerine tüm kontrolü kaybediyorum. Artık bu masum rolü oynamaya gerek yok. Onu istiyorum, onu sikmek istiyorum, o taze amcığını parçalamak istiyorum. Yaş farkı, toplumun kuralları, hepsi bir yana. O anda sadece o var, bu loş depo, bu an ve o beden.
Elini boynuna atıp hızla ona yaklaşıyorum. Dudaklarımı dudaklarına bastırıyorum. Önce sert, acımasızca, sonra yavaşlıyor, tadını çıkarıyorum. Dudakları yumuşak, biraz da tatlı, ama öpücüğümüzde vahşi bir tutku var. O karşılık vermiyor, sadece bana bırakıyor, bedeni gevşiyor. Ellerim beline kayıyor, ince belini avuçlamla sıkıyorum, ona kendime doğru çekiyorum. Kalçalarını ellerimle şekillendiriyorum, ellerim altında nasıl da diri. Dudaklarından ayrılıp boynuna iniyorum, teninin tadını çıkarıyorum, terini içiyorum. O inliyor, hafifçe titriyor, sesi kulaklarımda çınlıyor.
“Furkan abi,” diye mırıldanıyor, nefesi hızlı.
Boynundan kulağına süzülüyorum. Kulağını yalıyorum, ısırıyorum, sonra fısıldıyorum: “Ne istiyorsun Zeynep?”
Kulağıma eğiliyor, sesi bir fısıltı gibi ama her kelimesi bir ateş topu: “Bekaretimi sana vermek istiyorum, Furkan abi.”
Bu sözler tüm dünyamı sarsıyor. Bekaretini bana vermek istiyor. Bu genç, taze kız, benim sikimi içine almak istiyor. Kan beynime hızla hücum ediyor, sikim pantolonumun içinde sertleşmeye, büyümeye başlıyor. Taş gibi oluyor, rahatsız edecek kadar sert.
Gözlerinin içine bakıyorum. Onun kararlılığını, arzusunu görüyorum. Artık durmak yok. Onu soymak, her yerini görmek, her yerini yalamak, içini doldurmak istiyorum.
Eliyle gömleğimin düğmelerini çözmeye başlıyor, titreyen parmaklarıyla zorlanıyor. Ben de sabırsızlanıyorum, gömleğimi yırtarcasına üzerimden çıkarıyorum. Göğsümün açmasıyla ortamdaki sıcaklık artıyor. O göğsümü okşuyor, parmakları kaslarım arasında geziyor. Sonra onun bluzuna uzanıyorum. İnce askılarını omuzlarından indiriyorum, kumaş vücudundan süzülüyor, yere düşüyor. Üzerinde sütyen yok, göğüsleri özgürce serbest duruyor. Göğüsleri küçük ama diri, uçlarında pembe, sert meme uçları var. Nefesimi tutuyorum, bu manzara karşısında şaşkınım ama aynı zamanda iştahım kabarıyor.
Ellerim göğüslerine gidiyor. Avuçlarımın içine sığmıyorlar, parmaklarımla sıktıkça o inliyor. Meme uçlarını parmaklarımla sıkıştırıyorum, onu sertleştiriyorum. O kafasını geriye atıyor, boynunu bana açıyor. “Ah,” diye inliyor. Gövdesini öne eğip göğüslerine ağzımı götürüyorum. Birini ağzıma alıp emmeye başlıyorum, dilimle meme ucunu daireler çiziyorum, ısırıyorum. O sırtını arkaya bükiyor, ellerimi saçlarıma doluyor, beni kendine daha çok çekiyor.
“Ah, Furkan abi,” diye inliyor, sesi titrek.
Diğer göğsüne geçiyorum, onu da aynı şiddetle emiyorum, yalıyorum. Teni tuzlu, tadı harika. Ellerimi beline indirip şortunun düğmesini çözüyorum. Fermuarı indiriyorum, şortu kalçalarından aşağı süzülüyor, ayak bileklerine kadar inip yere düşüyor. Üzerinde sadece ince, beyaz bir külot kaldı. O külotun altından o muhteşem amcığın belirtisini görüyorum. Onu depodaki eski bir çalışma masasına doğru itiyorum. Sırtını masaya dayıyor, kendini bana bırakıyor.
Külotunu parmaklarıyla kenarından çekip aşağı indiriyorum. Bacaklarını açıyorum, o ankarayı, o tertemiz, taze amcığını açığa çıkarıyorum. İçerisi pembe, hafif kabarmış dudaklar, aralarından parlak bir nem damlası süzülüyor. Bu manzara karşısında aklımı kaybediyorum. Çöküp amcığının önüne geliyorum. Dudaklarımı o tatlı dudaklarına bastırıyorum. Önce hafifçe, sonra daha sert, dilimi araya sokuyorum. O inliyor, bacaklarını omuzlarıma doluyor.
Dilimi derinlere sokuyorum, onun tadını çıkarıyorum. İçerisi sıcak, kaygan ve dar. Dilimi içinde gezdirirken o zevkten inliyor, başını sağa sola atıyor. Elleriyle saçlarımı sıktıkça ben de daha hızlı, daha sert yalıyorum. Am suyu yüzüme akıyor, tadı tuzlu ve ekşi. Her yalayışında o daha fazla ıslanıyor, daha fazla açılıyor. Klitorisini bulup dilimle sertçe vuruyorum, o çığlık atıyor.
“Aah! Evet, orası, orası!” diye bağırıyor.
Onu daha da heyecanlandırmak için işaret parmağımı amcığının girişine getiriyorum. Yavaşça içeri sokuyorum. İçerisi dar, sıcak ve kasılıyor. Parmağımı içeri dışarı hareket ettirirken o nefes nefese kalıyor.
“Bekaretimi veriyorum sana abi,” diye fısıldıyor, gözlerimizin içine bakarak.
Parmağımı içinde gezdirirken kızlık zarına hafifçe dokunuyorum. O titriyor ama kaçmıyor. Onu hazırlamam lazım. Dilimle klitorisini emmeye devam ederken parmağımı yavaşça içeri sokuyorum, dışarı çekiyorum. Onu genişletiyorum, onu bana alıştırmaya çalışıyorum. Sikim taş gibi olmuş, pantolonumun içinde rahatsız edecek kadar sert. Ayakta kalkıp pantolonumu ve boxerımı indiriyorum. Sikim fırlıyor, havada sallanıyor. Ona bakıyor, gözleri korku ve arzuyla dolu.
“Büyük,” diyor, sesi bir fısıltı.
Gülüyorum. “Senin için hazır kızım.”
Onu tekrar domaltıyorum, elleriyle masayı tutacak şekilde ayakta durmasını sağlıyorum. Kalçalarını ellerimle sıkıyorum, o dar deliği açığa çıkarıyorum. Sikimi elime alıp amcığının girişine sürüyorum. Başını hafifçe bastırıyorum, girmesi için zorluyorum.
O inliyor, kasıklarını kasıyor. “Acıtıyor abi.”
“Sakin ol,” diyorum, sesim yatıştırıcı ama komut verici. “Rahatla, bana bırak.”
Yavaşça içeri itiyorum. Başını içeri sokuyorum, o daracık girişin sıcaklığı sarmalıyor beni. Daha derine itiyorum, o çığlık atıyor ama kaçmıyor. Ben de itmeye devam ediyorum, sikimin tamamını içine alana kadar. İçerisi dar, sıcak ve kaygan. Kanalları beni sıkıca sarmalıyor, her miliminde o tazeliği hissediyorum. Bir süre bekliyorum, onun alışması için. O nefes nefese kalıyor, göğüsleri hızla yükselip alçalıyor.
Sonra hareket etmeye başlıyorum. Önce yavaş, sonra hızlanıyorum. Kalçalarına her vuruşumda o inliyor, masayı sıkıca tutuyor. Sikimi dışarı çekip sertçe içeri itiyorum, o çığlık atıyor.
“Ah! Evet! Daha sert!” diye bağırıyor.
Ben de hızlanıyorum, onu sertçe sikiyorum. Kalçalarını ellerimle sıkıyorum, her vuruşta iz bırakıyorum amcığında. O arzuya sığınıyor, zevkten deliriyor.
“Aman Furkan abi, sik beni, amımı parçala!” diye bağırıyor.
Bu sözler beni daha da azdırıyor, daha vahşi oluyorum. Onu sertçe pompalıyorum, amcığını daraltıp genişletiyorum. O çığlıklar atıyor, kasılıyor, boşalmaya yakın olduğunu hissediyorum.
“Boşal kızım, bana boşal!” diye emrediyorum.
O kasılıyor, çığlık atıyor, amcığı kasılarak sıkıca beni sarmalıyor. Sonra titreyerek boşalıyor, am suyu sikimden aşağı süzülüyor. Ben de dayanamıyorum, içine fışkırtıyorum tohumlarımı. Sıcak döllerim onun içinde dolanıyor. Bitap bir şekilde üstüne yığılıyorum. Nefes nefeseyiz, terliyoruz. Deponun loş ışığında birbirimize sarılıyoruz.
Sonra toparlanıp elbiselerimizi giyiniyoruz. Yüzüme baktığında gözlerinde pişmanlık yok, sadece tatmin ve hala o yanıp sönen arzu var. Bu sadece başlangıçtı, biliyorum. Ama o an, o loş depoda, her şey başlamıştı.
Benim adım Furkan, büfe işletiyorum. Otuz beş yaşındayım, yakışıklı, az da olsa parası olan, çapkın bir adamım. Ve şimdi, o genç, taze kız Zeynep, benimle bir şeyler paylaştı. Bekaretini bana verdi. Bu gece, bu an, benim hafızamdan silinmeyecek. Onu siktim, o daracık amcığını doldurdum. Bu sadece başlangıçtı, biliyorum. Ama o an, o loş depoda, her şey başlamıştı. O tazeliği, o daracığı, o inlemeleri… hiç unutmayacaktım.